.: Adnan Küçük

Başlarım Sizin Kürdistan Davanıza da…

Yıllar yılı PKK’nın, Güney Doğu’da yaşayan Kürt vatandaşlarımız üzerinde kurmuş olduğu illegal baskılar neticesinde evlatları terör örgütüne bulaştırılan acılı anneler, kısmî bir serbesti ortamında yüreklerinde gizledikleri derin acıları gün yüzüne çıkarmaya başladılar. HDP Diyarbakır İl Binası önünde, PKK terör örgütü tarafından dağa götürülen evlatların yürekleri yanmış anne ve babaları, evlatlarının geri verilmesi için oturma eylemi başlattılar. Bu eylemin gerçekleşme yeri, HDP-PKK ilişkisini ortaya koyması açısından çok önemlidir.

Bu yöndeki ilk eylemi, 22 Ağustos’ta HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önünde dağa götürülen oğlu için oturma eylemi başlatan anne Hacire Akar gerçekleştirdi. Hacire annenin, bazı HDP’lilerin tacizine uğrasa da, kararlı duruşunu sürdürmesi üzerine, HDP’liler 24 Ağustos’ta Hacire annenin evladını iade ettiler. HDP’liler, bu eylemin devamının geleceğini iyi hesap etmemiş olacaklar ki, teslim işlemini hemen iki gün içinde gerçekleştirdiler.

Fakat bu eylem geri dönüşü olmayan yeni bir sürecin başlangıcı için işaret fişeği oldu. Hacire annenin oğlu için gösterdiği kararlı mücadele, benzer acıları yaşayan, yürekleri dağa götürülen evlatlarına duydukları hasretle yanan diğer acılı anne ve babalara da emsal oldu. Dört çocuklu Fevziye ve Şahap Çetinkaya 3 Eylül günü, HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önüne gelerek, 30 Ağustos’ta oğlu S. Çetinkaya’nın dağa götürülmesine HDP’nin aracı olduğunu belirterek, oturma eylemine başladı. Bunu diğer acılı aileler izledi. Muhtemelen bu eyleme katılan acılı anne ve babaların sayısı kartopu gibi artacaktır.

Dağa kaçırılan S. Çetinkaya’nın kuzeni Aysel Bozkurt, HDP’li yöneticilere yönelik şunları söylemiştir: “Senin oğlun dağa gitse, sen kıyameti koparırsın. Senin oğlun hangi özel okulda okuyor, senin karın hangi plajdadır; sen bunu desene. Bizim canımız gitmiş, senin umurunda mı? Çocuklarımızı dağa gönderdiniz, yalan mı? Kaç tane genç toprağın altında. Diyarbakır’da genç bırakmadınız, ya cezaevinde ya toprağın altında. ‘BAŞLARIM SİZİN KÜRDİSTAN DAVANIZA DA’. Alıştınız insanları dağa göndermeye. Size verecek çocuğumuz yok, getirin onları. Yeter artık, toprağın altı gençlerle doldu, nereye kadar?”

Bu eylemin muhtelif yönleri bulunmaktadır. Birincisi, HDP-PKK ilişkisi bir kez daha gün yüzüne çıkmış olmaktadır. HDP ile ittifak içinde olan CHP ve ortaklarının, “bu partinin Siyasi Partiler Kanunu ve Anayasal çerçevede faaliyet gösteren yasal bir oluşum olduğu” yönündeki söylemlerinin hiç de masum olmadığı görülmektedir. Gerek terör örgütünden kaçarak kurtulan, gerekse güvenlik birimlerinin ikna etmesi neticesinde teslim olan bu örgüte bulaşmış, kimisi çocuk yaşta, kimisi de yetişkin olanların ifadelerine göre, HDP ile PKK arasında fiili bağlar çok sıkı ve süreklidir. Bu parti, diğer işlevleri yanında bir de PKK’nın eleman (militan) derleyicisi işlevi görmektedir. Bu işi de, ya bir kısmı çocuk yaşta olan kişileri kandırarak ya da bunları ikna ederek gerçekleştirmektedir.

İkincisi, hiçbir demokratik ülkede, yasal görünümlü bir oluşumun bir terör örgütüne eleman teminine ve onlarla içli-dışlı olmasına müsaade edilmez. Türkiye’de eylemler gerçekleştiren PKK benzeri bir yapının, ABD’de, onbinlerce ABD vatandaşının ölümüne sebep olduğunu farz edelim. Bu ülkede, bu terör örgütüne eleman derlediği tespit edilen bir örgütün, legal bir siyasî parti olarak muhafaza edebilme şansı sıfırdır. Benzer durum Batı Avrupa ülkeleri için de söz konusudur. Nitekim gerek Fransa’da gerekse diğer demokratik ülkelerde, çok ölümlü eylemler üzerine ilan edilen OHAL kapsamında alınan kısıtlayıcı önlemler herkesin malumudur. İspanya’da geçmiş yıllarda ayrılıkçı terör örgütü ETA’nın siyasî kanadını teşkil eden Harry Batasuna partisi ile onun yolunu izleyen diğer partilerin kapatılması, suç ilediği sabit olan partililerin muhtelif cezalara uğramaları, buna misal teşkil etmektedir. Hatta AİHM, bu partinin kapatılmasına ilişkin Yüksek Mahkeme Kararının, AİHS’ni ihlal ettiği yönünde karar vermemiştir.

Üçüncüsü, bazıları bunun bir tiyatro, düzmece göstermelik eylemler olduğunu söylüyor. Kendilerini sözüm ona demokrat ilan eden bazı tuzu kuru kahramanlar(!), iğnenin ucu kendilerine bir dokunsun, bu bağlamda evlatları terör örgütüne değil de evlerinin birkaç yüz metre ötesine kaçırılsın, bakın bakalım feryatları nerelerden duyuluyor. Ciğerleri ve yürekleri evlat acısı ile yanmayanlar, orada oturan anne ve babaların tepkilerini anlayamazlar.

Dördüncüsü, bu acılı anne ve babaların tepkileri, esasen ciddi bir cesaret örneği teşkil etmektedir. Her ne kadar, gerek sosyal medyada gerekse perde gerisinde ve aşikâr olarak bunlara yönelik çok ciddi baskılar mevcut ise de, kamuoyu önünde gerçekleşen bu eylem, engellenememektedir. Bu manzara, bir yandan PKK baskısının kısmen azaldığını, diğer yandan da, artık dayanılmaz düzeye gelen acıların, bu baskılar karşısında dirençli dik duruşunu sergilemektedir.

Beşincisi, elbette ki, bu bölgede yaşayanların bazı sorunları mevcuttur. HDP ve diğer bazıları, bunların kronikleşmiş bir Kürt sorunu olduğunu ifade etmektedirler. Yılların baskısından bunalan yöre halkının acılı ebeveynleri, kendi evlatları, eşleri lüks içinde yaşayan HDP’li yöneticilerin bu söylemlerine bayrak açarak, bizim böyle sizin söylediğiniz türden sorunumuz yok demeye getirmektedirler. Aysel Bozkurt’un şu sözleri, bunu özetlemektedir: “BAŞLARIM SİZİN KÜRDİSTAN DAVANIZA DA. Senin oğlun hangi özel okulda okuyor, senin karın hangi plajdadır; sen bunu desene. Artık size verecek çocuğumuz yoktur”. Bu söylem, HDP’nin ve PKK’nın dillendirdiği ve bayraktarlığını yaptığı fikirlerin, toplumsal tabanının mevcut olmadığını göstermektedir. En ufak serbesti ortamı bunu göstermektedir.

Bu eylemi gerçekleştirenler, kendilerine önce yöre halkından ve özellikle de bu yörede doğan sanatçılardan destekler beklemektedir. Fakat bu yöndeki destek talebinin, sanatçı kesiminde yeterli desteği gördüğü söylenemez. Belki bu eyleme gösterilecek destek sebebiyle alacakları tepki ve tehditlerden korkanlar olabilir. Nitekim ünlü sanatçı Haluk Levent’in acılı anne ve babalara verdiği destek sebebiyle sosyal medya üzerinden linç girişimine maruz kaldığı, Cenk Eren’in ölüm tehditleri aldığı belirtilmiştir. Fakat kendilerinden destek istenen bütün sanatçıların aynı saikle hareket ettikleri kanaatinde değilim. Maalesef gezi eylemlerinde ağaç kesiliyor diye yeri yerinden oynatan bu talihsiz sanatçılar, insan hayatını ağaçların yaşatılmasından daha değersiz görerek, bu acılı ebeveynlere destek vermekten bilinçli olarak imtina etmektedirler. Bu tutum da, onların yüz lekesi olarak tarih sayfalarındaki yerini alacaktır.

Gelelim bu eylemlerin neticesine. Daha önceleri evlatları HDP’liler tarafından dağa yollanan evlatların anne ve babaları, artık biz buna müsaade etmeyiz mesajı vermektedirler. Dahası bu eyleme katılanlar sadece Diyarbakır’da ikâmet eden aileler değildir. Türkiye’nin muhtelif illerinde yaşayan evlat acısı çeken aileler de bu eylemde yer almaktadırlar. Bu tepkiler, PKK ve HDP’nin program ve söylemlerinin toplumsal zemininin kaybolmaya başladığını göstermektedir. Devletin hukukî gücü bu yörede güvenliği sağladığı ölçüde bu tepkiler daha da artacak ve yayılacaktır. Bu eyleme fiilen katılmayan diğer çoğu acılı anne ve babalar da, içlerinde gizledikleri evlat acılarını dualara yansıtarak bu eylem sahiplerine desteklerini sürdüreceklerdir. Hiç unutulmasın ki, bu yörede yaşayanların tepkileri, sadece burada oturan anne ve babalarla sınırlı değildir. Bir kısmı, evlatlarını yitirdikleri ve bu sebeple artık bekleyecekleri evlatları yaşamadığı için, bu acılı ailelere dualarla destek vermektedirler.

Bu eylemler büyüdükçe, PKK-HDP ittifakının projesi çökmeye mahkûmdur. Bu sadece yapısal olarak PKK-HDP ittifakının değil, bu yapıları taşeron olarak kullanan başta ABD olmak üzere diğer Batılı güçlerin projesinin Türkiye ayağının çökmesi manasına gelmektedir. Belki insan hakları ve demokrasi görünümlü Batılı ülkelerin kendi illegal menfaatleri için insanları yok etmekten zerre kadar imtina etmeyen Batılı ülkeler bu gelişmelerden haz almayacaklardır. Ama artık Güney Doğu’da yaşanan bu eylemler, ileriki yıllarda bu güçlerin planlarını akim kılacaktır. Artık bu insanlar, şunu anladılar: “PKK, HDP, YPG vd. örgütler, Kürt Halkının çıkarları için değil, tamamen ABD ve diğer Batılı mihrakların amaçları için faaliyet gösteriyorlar. Bunları yaparken de Kürt evlatlarını kobay olarak kullanıyorlar”. Bu düşünce Güney Doğu’da yaşayan vatandaşlarla ülkenin muhtelif bölgelerinde yaşayan Kürt vatandaşlarımız tarafından anlaşıldığı ölçüde, bu yapıların toplumsal temelli çöküşü daha da hızlanacaktır. Bu, önü alınamayan bir çöküş sürecidir.

* Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi

10 Eylül 2019