.: Hamza Al

Başkanlık Sistemini Başkandan İbaret Sanmak

Toplumun yarıya yakınının oyunu alan Ak Parti, konuya tam taraf olur ve meseleyi topluma iyi anlatırsa, Türkiye Başkanlık sistemine geçer diye düşünüyorum. Fakat bu geçişle birlikte sorunlarımız çözülmüş olur mu bilemiyorum. Çözüm olup olamayacağı, biraz da Ak Parti’nin konuya yaklaşımına bağlı.

Bana sorarsanız Ak Parti, Başkanlık Sistemi aracılığıyla sorunlarımızı kalıcı olarak çözmek istiyorsa, yapması gereken ilk şey Amerika’yı keşfetmek olmalı. Her ne kadar “Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok” diye meşhur bir sözümüz olsa da, söz konusu yönetim sistemi olunca, bu deyim külliyen yanlıştır. Çünkü Amerikan yönetim sistemi henüz keşfedilmiş değildir.

Her iki ülkenin kuruluş süreci ve tarihî gelişimi incelenirse, Türk ve Amerikan yönetim sistemindeki farkın sadece Parlamenter ve Başkanlık sistemi arasındaki farktan ibaret olmadığı anlaşılacaktır. İki ülke arasında sadece sistem farklılığı değil derin bir zihniyet farklılığı da vardır.

Bilen bilir ama yine de değinelim. Modern Türk devleti, Cumhuriyet öncesi dönemde kurulmuştur. Cumhuriyet birçok konuda bir milat olabilir ama modern Türk Devleti için bir milat değildir. İktidarın sınırlandırılması, temsil, anayasa, parlamento, bakanlıklar, belediyeler, il özel idareleri, muhtarlıklar, Danıştay, Sayıştay gibi modern kurumlar, Cumhuriyet öncesinde inşa edildi. Cumhuriyetle birlikte sadece monarşiye son verildi, o da zaten modern devletin olmazsa olmazı değildi.

Kuruluş sürecinde romantik Türk aydını, geri kalmışlığın ve geç kalmışlığın itkisiyle olsa gerek, ilk gördüğü Fransız ve Alman yönetim sistemine hayran kaldı. Hayran kalması da bir yönüyle normaldi, çünkü Kıta-Avrupası yönetim anlayışı o dönemde yükselen değerdi. Tercüme Odası’nı kurdular, Avrupa’nın idarî metinlerini birer kutsal metin gibi tercüme ettiler, hiç sorgulamadan topluma farz kıldılar.

Ne geçmişin iyi yönlerini alacak halleri, ne de uzaklardaki başka sistemleri inceleyecek durumları vardı. İçinde bulundukları durum ve yetiştikleri zihniyet buna müsait değildi.

Yeni Türkiye’nin kurucu aktörü olmayı hedefleyen Ak Parti, umarım Türkiye’nin Başkanlık Sistemine geçişini, sadece Parlamenter Sistemin terkedilmesi olarak görmez; Amerika’yı keşfeder ve Yeni Türkiye’yi daha sahih bir şekilde inşa eder.

İki ülkenin kuruluş süreci incelendiğinde işimizin hiç de kolay olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü Amerika’nın devletleşme süreci ile modern Türkiye’nin devletleşme süreci oldukça farklıdır. Amerikan yönetim sistemi halkın temsilcileri ve sivil aydınların öncülüğünde, âdemi-merkeziyetçi bir yapıda, uzlaşmacı bir şekilde, toplumsal bir sözleşme ile aşağıdan yukarıya doğru anayasa üzerinden inşa edilmişken; Türk yönetim sistemi, bürokrat-aydınların öncülüğünde, merkeziyetçi bir yapıda, dayatmacı bir şekilde, yukarıdan aşağıya doğru, bürokrasi üzerinden inşa edilmiştir; halk sürece katılmadığı gibi uzlaşma da aranmamıştır.

İki ülkenin tarihî tecrübeleri oldukça faklıdır. Amerikalılar birleşerek bir devlet kurmuşlardır ve bunun özgüveni içindedirler. Türkler ise parçalanan bir imparatorluktan bir devlet kurmuşlardır ve bunun endişesini taşırlar.

İki ülkenin bireye ve halka bakışı farklıdır. Amerikan kurucu babaları daha çok bireye ve halka güvenip iktidara şüpheyle yaklaşırken, bizimkiler bürokrasiye güvenip halka şüpheyle yaklaşmışlardır. Hatta bazı kurucular için yedi düvel ve padişah gibi halkın önemli bir bölümü de düşmandır.

Türkiye’nin kendi geçmişine bakışı Amerika’dan farklıdır. Amerika geçmişin kötü uygulamalarından arınıp iyi uygulamalarını modernize ederken, Türkiye, reddi miras yaparak geçmişin sadece kötü uygulamalarını değil iyi geleneklerini de reddetmiştir.

Bu farklılık başka ülkelerin idarî tecrübelerinden yararlanma konusunda da kendisi gösterir. Türkiye Fransız yönetim sistemini ve bürokrasi zihniyetini Tercüme Odası mantığıyla tüm hastalıklarıyla olduğu gibi aktarırken Amerikalılar, İngiliz ve Fransız-Alman yönetim sisteminin işe yarar kısımlarını dönüştürerek ve hastalıklarından arındırarak almışlardır.

Amerika, kuvvetler ayrılığına dayalı, kontrol ve denge üzerine kurulmuş federal bir devlettir; eyaletler oldukça etkili ve yetkilidir. Türkiye ise kuvvetler birliği üzerine kurulmuş üniter bir devlettir; gerçek anlamda yerel yönetimlere yer verilmediği gibi yasama, yürütme ve yargı arasında denge gözetilmemiştir.

Tüm bu zıtlıklara rağmen şunu da kabul etmek gerekir ki, Türk yönetim sistemi kuruluşundan bugüne birçok alanda değişime uğramıştır. Fakat özellikle Özal’la başlayıp Erdoğan’la ivme kazanan tüm iyileştirmelere rağmen tam anlamıyla “sahih bir yönetim sistemi” henüz inşa edilememiştir.

Sistem siyasal istikrarı sağlamaktan uzaktır. Bir süredir tek parti iktidarının sağladığı siyasal istikrarın garantisi yoktur. Rejim her an siyasal istikrarsızlıkla karşı karşıyadır. Diğer taraftan bürokratik vesayet önemli mevzi kaybetmiş olsa da, sistem vesayetin geri dönmeyeceğinin garantisini verememektedir. Ayrıca son yıllarda atılan önemli adımlara rağmen egemenliğin kullanımı konusunda anayasal engeller devam etmektedir.

Doğrusu zor bir coğrafyada yeniden tarih sahnesine çıkma mücadelesi veren Türkiye’nin, daha fazla siyasal istikrara ihtiyacı olduğu ortadadır. Bunun en kestirme yolu da Başkanlık Sistemidir. Türkiye’ye uzak gibi görünse de, Başkanlık Sistemi aslında uzun süreden beri belediyelerde başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. Geçilmesi durumunda muhtemelen merkezî yönetimde de başarılı bir şekilde uygulanacaktır.

Türkiye, sahih bir yönetim modeli oluşturmak istiyorsa, konuyu “Parlamenter sistemden Başkanlık sistemine geçiş” algısından kurtarmalıdır. Süreci, Kıta-Avrupası’nın hastalıklı yönetim zihniyetinden arınma ve Anglo-Sakson yönetim geleneklerinden esinlenerek, ihtişamlı geçmişinden ve bin yıllık yönetim geleneklerinden beslenerek, çağdaş ihtiyaçlara uygun, “yeni bir yönetim modeli inşası” olarak görmelidir.

İnşallah Yeni Türkiye’nin kuruculuğuna soyunanlar bunun idrakine varırlar, sistemin temel unsurlarını kavrarlar,  Başkanlık sisteminin başkandan ibaret olmadığını anlarlar ve Türkiye’ye uygun sahih bir yönetim modeli geliştirirler.