.: Ufuk Coşkun

Barış sürecinde eğitimin rolü

Türkiye son gelişmelerle Kürt sorununda ciddi bir mesafe kaydetti. Provokasyonlara rağmen barışa dair umutların arttığı yeni bir döneme girmekteyiz. Barışa dair fikirlerin/ projelerin sıklıkla konuşulacağı ve hayata geçirileceği böylesi önemli bir zaman diliminde herkese büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu dönemde mevcut eğitim anlayışı da ivedilikle gözden geçirilmeli ve birtakım reformlarla sürece katkı sunması sağlanmalıdır. Resmi ideolojiye endeksli, iç ve dış tehdit üzerinden kurgulanan dolayısıyla özgür düşüncenin ve farklı kültürlerin birer tehlike olarak görüldüğü kutsal devletçi bir eğitim anlayışla bugüne kadar hiçbir sorunumuzu çözemediğimiz bir gerçektir.

BARIŞ TEMELLİ EĞİTİM

Bilindiği gibi tek partili sistemlerin ‘hâkim ideolojisi’ iktidarı elde tutmanın en önemli aracı konumundadır. Tek parti etrafında toplanan çekirdek kadro tarafından toplum tepeden aşağıya sistematik bir şekilde dönüştürülmeye çalışılır. Bu bakımdan modern ulus devletler varlıklarını eğitim kurumlarına borçludurlar. Resmi ideolojinin içselleştirilmesi için eğitimin her şeyden evvel milli ve pozitivist bir nitelikte olması gerekiyordu. Dolayısıyla bu hedefe zarar verecek her türlü aykırılığa asla müsaade edilmedi. Bugün anadilde eğitim hakkı denildiğinde ‘bölücülük’ olarak algılayan, resmi dilin dışında hiçbir dile saygı göstermeyen, farklı kültürleri tanıma erdeminden uzak bu yüzden her gördüğü farklılığa düşman gözüyle bakan kendi kültürünü, dilini ve kimliğini tek üstün dil, kimlik ve kültür olarak gören bir zihniyetin varlığını ne yazık ki ulus devletçi bir anlayışla kurgulanan milli eğitime borçluyuz. Bu katı, yasakçı ve darbeci anlayış hiçbir zaman Türkün, Kürdün, Alevinin, Ermeni’nin bir arada yaşabileceği evrensel insan haklarının geçerli sayıldığı ciddi bir hukuk devletini arzu etmedi.

ANDIMIZ KALDIRILMALI

Çocuklara her gün rahat hazırol komutları eşliğinde okutturulan andımız adlı yemin metninin gerek içeriği ve gerekse okutma biçimi özellikle bu süreçte bir kez daha gözden geçirilmelidir. Özellikle ant da geçen ‘ varlığını Türk varlığına armağan etme’ eğilimi bugün eğitimin ne denli tek-tipleştirici bir özelliğe sahip olduğunu göstermesi açısından manidardır. Bu bakımdan bugün Kürt çocuklarına her gün Türküm dedirten andın kaldırılması yerinde olacaktır. Keza ders kitaplarının içeriğine de bu minvalde revize edilmelidir. Gelinen noktada tüm etnik, mezhep, ırk ve düşünce farklılıkları bu ülkenin çocuklarına artık önyargısız bir biçimde tanıtılmalıdır. Eğitim özgür bireylerin yetişmesine vesile olmalıdır. Bu bakımdan özgürlükçü, çoğulcu ve esnek eğitim anlayışlarına şans tanınmalıdır. Bunun için öncelikle eğitim kurumlarının mutlaka özgürleştirilmesi gerekmektedir. Son zamanlarda Sayın Ömer Dinçer’in de gayretleri bu yönde. Bu eğitim adına bir kazançtır ne var ki bu yapının artık ivedilikle reforma edilmesi gerekmektedir.

Yeni anayasada ‘eğitim özgürlüğü’ bu ülkede yaşayan tüm farklılıkları da gözeten bir anlayışla yeniden tanzim edilmelidir. Eğitim bireyin çevresinde başka renklerin, dillerin, görüşlerin, inançların ve hayatların da olabileceği ve bunların da birer tehdit değil zenginlik olduğu gerçeğinden yola çıkarak özgürlükçü bir anlayışla yoluna devam etmelidir.

Yeni Şafak, 20.01.2013