.: Mahmut Özdemirkol

Baluken’e verilen ceza şiddeti aklamaz

İdris Baluken, HDP’nin tutuklu milletvekillerinden ve İmralı Görüşme Heyeti’nin daimî üyelerindendi. Tutuklu yargılandığı çeşitli dosyalardan 16 küsür yıl ceza almış. 16 yıl, iki rakamın bir araya gelip yazıldığı ve söylendiği kadar kolay bir süre değil cezaevinde…

İdris Baluken’e verilen cezanın hukukî boyutunu, dosyasını bilmediğimden, değerlendiremeyeceğim. Bunu hukukçular ve dosyasını bilenler daha iyi analiz eder. Yargı süreci bitmiş değil; belki de üst mahkeme bu cezayı çok bulacak, bozacak; bilemiyoruz. Belki de ve muhtemelen çözüm süreci devam etseydi faaliyetleri bile yargılanmazdı.

Bu cezayı tartışmak, kabul etmemek, yanlış bulmak ya da hukukî bulmamak anlaşılabilirdir ve makuldür. Ama buradan yola çıkarak akla ziyan açıklamalar yapmak ve buradan gayri meşru ve gayri ahlâkî bir tutumu aklamaya çalışmak veya meşrulaştırmaya çalışmak iyi niyetli değildir ve aslında rasyonel de değildir.  Bu cezadan yola çıkarak “demokratik siyasete darbe vuruldu”, “Kürtlere siyaset yapmayın deniliyor”, “Kürtlerin iradesine ceza verildi” gibi açıklama, söylem ve tutumlar abartılı, kötü niyetli, tehlikeli, talihsizce ve sorumsuzca yapılıyor. Açıkçası olgulardan yola çıkarsak bir bakıma gerçekçi, samimi ve tutarlı da durmuyor.

Demokratik siyaset neden bitmiş olsun? Bu cezadan dolayı Kürtler neden şiddete başvursun?

Geliştirdikleri tutum ve söylemler esasen demokratik ve meşru bir siyasete inanmadıklarını da yansıtıyor. Gerçekten buna inanıyor olsalardı bir kişiye değil 16 yıl, müebbet hapis verilseydi ve üstelik bütün vekillere bu ceza verilmiş olsaydı dahi demokratik siyaset yollarının tükendiği iddiasıyla şiddet meşrulaştırılmazdı. Demokratik siyaset ve Kürtlerin iradesi adına bu cezadan daha öncelikli söylenecek, tartışılacak ve itiraz edilecek daha önemli ve hayatî birçok şey var. Bunların en başında Baluken dâhil onun temsil ettiği mahallenin, sivil toplum kuruluşlarının tutumu, söylemleri, pratikleri ile PKK’nın söylem, tutum ve şiddeti ile olan ilişkileri geliyor. Çünkü, esasen, demokratik siyaseti engelleyen şiddetin egemen bir inanç haline gelmiş olması ve buna itiraz eden güçlü bir anlayışın olmamasıdır. HDP ve ilgili sivil toplum kuruluşları bu şiddet karşısında bir tutum geliştirmemek ile kalmıyor. Buna karşı çıkanları, kendi arkadaşları bile olsa linç ediyor ve onların linç edilmesine sessiz kalıyor. Ayrıca, yurt içinde ve dışında bütün imkân ve fırsatlarını kullanarak bu şiddeti meşrulaştırmaya çalışıyor.

Baluken’e verilen cezaya “demokratik siyaset” ve “Kürtlerin iradesi” adına itiraz edenler şiddetin “daniskası” ve “iradenin külliyen reddi” sayılabilecek hendekler kazıldığında acil ve genişletilmiş bir toplantı ile biraraya gelip şiddeti destekleyen açıklamalar yaptılar. Daha sonra bir daha biraraya gelip yeteri kadar destek veremediklerinden dolayı özür dilediler. Şimdiye kadar bu tutum ve pratikleri hakkında bir tane bile öz eleştiri yapmadılar. PKK’li yetkililer bile “bu kadar yönelimi beklemiyorduk” derken sivil toplum kuruluşları ve siyasetçiler ne demokratik siyasete, ne Kürtlere, ne de Kürtlerin imkân ve fırsatlarına sahip çıktı… Bu pratikleriyle birlikte esasen demokratik siyasete inanmıyorlar. Demokratik siyasete inanıyor olsalardı, Baluken kesinleşmemiş bir ceza aldı diye yukarıdaki açıklamalar yapılmaz; bu cezadan çıkaracakları sonuç şiddeti aklamak olmazdı, galiba.

Eğer tartışılmak istenen ve tartışılmakta olan “Kürtlerin iradesi” ve “demokratik siyaset” ise buna en büyük engel PKK’nın şiddete inancı, şiddete dayalı politikası; buna itirazın olmaması ve tek tipçi, tahakkümcü anlayışıdır. Bunu Demirtaş’ın Pervin Buldan aracılığı ile İmralı Görüşmeleri sırasında Öcalan’a gönderdiği nottan da anlıyoruz. Demirtaş ilgili notta demokratik siyasetin gelişmediğini kendilerine yönelik baskıların olduğunu ifade edip yardım istiyordu. Öcalan ise Demirtaş’ın kendisinin yanından ayrıldıktan 48 sonra boyun eğdiğini ifade etmişti. Aynı şekilde başka bir görüşmede ise PKK’nın aday listelerine müdahale ettiği Öcalan’a aktarılıyor; Öcalan ısrarla isim istiyor ve Baluken’in de içinde bulunduğu heyet sessiz kalmayı tercih ediyordu… Anlıyoruz ki demokratik siyaset esasen PKK’den dolayı gelişmiyor ve siyasetçiler buna direnmiyor ve boyun eğiyor.

Velhasıl mesele eğer demokratik siyaset ve Kürtlerin iradesinin yok sayılması ise buna fiilen sebep olan şey Baluken’in ceza almış olması değildir; kendisinin de içinde bulunduğu yapı ve bileşenlerinin şiddete itiraz etmemesi, desteklemesi, meşrulaştırmaya çalışmasıdır. Cezadan dolayı dahi şiddeti aklamaya çalışmalarıdır. Bu cezanın çeşitli boyutları tartışılabilir ama buradan hareketle şiddet aklanmamalıdır. Kürtler’e şiddet dayatılmamalıdır. Cezadan dolayı şiddeti aklamanın bilerek ve farkında olarak yapılması PKK’nın yarattığı şiddete olan güçlü bir inançtan kaynaklanıyor, bu ise başka bir yazının konusu olabilir.

Ayrıca bakınız...

afrinmahmut

Afrin Meselesi: Süngülerin üstüne oturamamak!

Basını izleyebildiğim kadarı ile Afrin operasyonu meselesinde büyük bir mutabakata varmış gözüküyorlar. Medya kararını vermiş ...