.: Devrim Özkan

Avrupa’nın yolu

Uzun süredir uluslararası çekişmelerin merkezi Ortadoğu’ya odaklanmış görünüyor. En son Kuzey Kore hidrojen bombası testini başarıyla gerçekleştirdiğini açıklayınca, Asya-Pasifik yeniden gündeme geldi. İlerleyen süreçte Asya-Pasifik sıklıkla ön plana çıkacak gibi görünüyor. Ancak Avrupa’yı da göz ardı etmemek şart.

Paris saldırılarından sonra, hiçbir problemin doğduğu yerle sınırlı kalmadığı koşullarda yaşadığımızı bir kez daha gördük. Problemler küresel hale gelmekte. Bir yerde yaşanan problem, hemen bir diğer yere sıçramakta. Her ne kadar, kimileri dış problemlerden etkilenmeyecek izole sistemler inşa edilmeye çalışsa da, değişim dinamikleri bu tür çabaları ezip geçmekte.

Değişmek ya da Değişmemek

Uzun yıllardır her türlü değişimin ana kaynağı olan Avrupa, enerjisini hızla yitiriyor gibi. Bu durum hem sosyal hem de ekonomik sahada gözlemlenmekte. Avrupa için göçmenlerin üretime katılması son derece önemli. Zira çoğu sahada ucuz işgücüne olan ihtiyaç son derece fazla. Göçmenlere ihtiyaç duyulurken, gerekli sosyal düzenlemelerin gerçekleştirilememesi önemli bir problem.

İşi kötüsü, göçmen karşıtı hareketler, Avrupa siyasetini etkileyebilecek boyuta ulaşmış durumda. Avrupa yılların ekonomik ve kültürel birikiminin üzerinde duruyor. Avrupa, finansal zenginliklerin yanı sıra, son derece önemli bir alt yapıya da sahip. Bu durum Avrupa’yı pek çok sahada avantajlı hale getiriyor.

Avrupa’nın belki de en önemli avantajı insan kaynağı. Nitelikli insan potansiyelinin en fazla olduğu ülkeler Avrupa’da. Üniversitelerinden araştırma enstitülerine kadar geniş bir bilgi üretim ağına sahip olması bir diğer avantajı. Bu bilgi üretim ağını, üretim süreçleriyle koordineli çalıştırdığı zaman, önemli dinamiklerin ortaya çıkması kaçınılmaz bir hal alıyor.

Ancak, özellikle son yirmi yıllık süreçte, Asya-Pasifik’te yaşanan ekonomik atılımlar göz kamaştırıcı. Eski dengeler, yeni ekonomik aktörlerin lehine sarsılmış görünüyor. Almanya’nın üretim gücü Avrupa’yı taşımaya yetmez. İngiltere ve Fransa’nın üretim potansiyeli düştükçe Almanya’nın yükü daha da ağırlaşacak.

Bu koşullarda, Avrupa’nın Asya-Pasifik ile rekabet edebilmesi için daha fazla göçmene ihtiyacı var. Bu sayede ucuz işgücü elde ederek üretim maliyetlerini düşürebilmesi mümkün. Ancak sosyal gerilimler, siyasetçilerin atılımda bulunmalarını engelliyor.

Avrupa’nın dünya ekonomisindeki etkisini koruyabilmesi için çok sayıda atılımda bulunması şart. Bunlardan en önemlileri sosyal ve kültürel sahada toplanmış görünüyor. Hızla yaşlanan bir nüfusla üretim potansiyelini arttırabilmesi mümkün değil. Ancak toplum önemli bir direnç gösteriyor. Değişim yaşlılar değil, fakat gençler tarafından arzu edilir. Yaşlanan Avrupa değişim istemiyor. Hâlbuki değişmeden önemini ve etkisini muhafaza etmesi mümkün değil.

Enerji İhtiyacı

Yaşamını en baştan kurmak için Avrupa’ya gelen göçmenler, önemli bir dinamizm ve enerji kaynağı. Yaşamını kurmuş, elde ettiği mirasla yaşayanlardan teşekkül eden bir toplumda değişim gerçekleşmez. Avrupa, sosyal enerjiye her zaman olduğundan daha fazla ihtiyaç duyuyor.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başta Almanya olmak üzere, Avrupa’ya giden göçmenler kıtanın toparlanmasını sağladı. Şimdi de daha dinamik bir sosyal yapı tesis edebilmek için göçmenler tek çare. Ancak göçmen karşıtlığı tüm siyasetçileri baskı altına almış görünüyor. Göçmen karşıtlığı yoluna sapan bir Avrupa, sadece kendisini değil, ayrıca dünyanın geri kalanını da zor durumda bırakabilir.

Yeni Yüzyıl, 13.01.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/avrupanin-yolu-906