.: Şenol Kaluç

Avcı Olmak İsterken Av Olan Osmanlı

Tarih çok fazla spekülasyonu sevmez ancak biz insanlar tersine severiz. Şöyle olsa böyle olurdu, böyle olsa şu olurdu gibi çıkarımlarda bulunur hatta bugün yaşanan bazı olayları da geçmişteki benzerleriyle kıyaslayarak “o gün böyle oldu demek ki bugün de böyle olabilir!” diyebiliriz. Halbuki her tarihi olay ne kadar büyük benzerlikler taşırsa taşısın tekildir. 

Bu nedenle geçmişi okurken “O gün gerçekte ne oldu?”yu anlamaya çalışmak çok daha önemli. 

Biz bugün Sokullu Mehmet Paşa’nın öldürülmesi sonrasını “duraklama devri” olarak görürken o günün dünyası Osmanlı’yı yıkılmaz bir güç olarak algılıyordu. Bu gün yaşı kırkın üzerinde olanlar için bir zamanlar Sovyetler Birliği dünyanın iki süper gücünden biriydi ve yıkılma ihtimali yoktu. Ama o devasa güç öyle bir çöktü ki yarattığı boşluk hala dolmuş değil. 

***

Birinci Büyük Paylaşım savaşında savaşın kıyısında kalabilmek için uygun şartlar olsa da ısrarla savaşın bir parçası olmak ve paylaşımdan pay almak isteyen İttihatçılar büyük hayaller peşinde koca bir imparatorluğu uçuruma yuvarladılar. 

Duyar gibiyim “Gizli anlaşmalar ile bizi zaten paylaşmışlardı!” 

Sormak gerek, gizli anlaşmaların yapılmış olması alınan kararların kesinlikle uygulanacağı ya da uygulanabileceği anlamına gelir mi? 

Bu soruya az buçuk devletlerarası ilişkilerin nasıl işlediğini bilen hiç kimse “evet” cevabı ver(e)mez. 

Bu anlaşmaların hangi koşullar ve havada yapıldığına dikkat etmeden sadece metinlere bakarsak gerçeği kavramamız mümkün olmaz. Diplomasi işte tam da bunun içindir. Pek çok anlaşma metnindeki ifadeler ancak diplomatik bir derinlikle anlaşılabilir. 

Mesela, gizli anlaşmaya göre Boğazlar Rusya’ya bırakılacaktı. Peki, bunu kim taahhüt ediyor? İngiltere. 

Rusya savaştan çekildiği için ne olacağını bilmiyoruz ama İngiltere’nin başka devletlere de verdiği taahhütler var. Örneğin İtalya’ya İzmir, Fransa’ya Musul gibi. 

Peki, verdi mi? Vermedi. 

Ne Fransa ne de İtalya İngiltere’nin bu dayatmasına karşı çıkabildi. Fransa kazanan tarafta olsa da harpten büyük yara alarak çıkmış, İtalya ise adı kadar güçlü değildi. Nitekim bu durum milli mücadele sırasında bizim lehimize bir denge üretecekti. 

***

Savaşa girmemiz savaşın daha geniş alanlara yayılması ve de Almanya’nın beklenenden daha uzun bir süre direnmesine yol açtı. 

Burada durup spekülasyon yapacak olursak, bizsiz Almanya 1918’de değil de 1916’da pes etseydi, İttifak devletleri o vakit “Hadi bakalım biz Osmanlıyı aramızda paylaşmıştık şimdi sıra bu işe geldi.” derler miydi? 

Bunun olma ihtimali yok denecek kadar az çünkü birinci ve en önemli sebep savaşan tarafların hiç birisi bu denli uzun, kanlı ve yıkıcı bir savaş beklemiyordu. Savaşan tüm büyük güçler hesaplarını savaşın çok kısa bir sürede sona ereceği öngörüsü ile yapmışlardı. İkincisi, tüm bu paylaşımlar Alman tehdidine karşı İngiltere ve Fransa’nın birbirlerine ihtiyaç duyması ve de İtalya ve Rusya’yı da Almanlardan uzak tutma çabasının bir ürünü idi. O anlık çıkarlar bazı şeylere “evet” dedirtmişti. 

Normal şartlarda İngiltere’nin Boğazları Ruslara bırakmayacağını herkes gibi Ruslarda biliyordu ama geleceğin ne getireceği de meçhuldü ve böyle bir taahhüdün alınması bile diplomatik bir zaferdi. 

Ve nihayetinde İngiltere’nin Osmanlının ayakta kalmasını yıkılmasından daha ehven görüp kadim politikasına geri dönmeyeceğini kimse söyleyemezdi. Nitekim, Cumhuriyet’in kuruluşunu da biraz öyle okumak lazım. İngiltere öyle ya da böyle bu topraklar üzerinde bir Türkiye’nin varlığını son noktada başkalarına tercih etti. 

Neden? Çünkü İngiliz aklı dünyaya bizden çok farklı gerekçelerle bakıyor. Büyük bir Ermenistan ve de Yunanistan’ın çeşitli sebeplerle ileri de Rusya’nın (Sovyetlerin) kontrolüne girebileceğini herhalde bizden çok daha iyi gördükleri için Türkiye politikalarını değiştirdiler. Bazı Yunan tarihçilerinin “İngiltere bizi kandırdı!” demeleri boşuna değil herhalde. 

Sadede gelirsek, İsmet İnönü’nün yaptığını İttihatçılar o gün yapabilseydi bugün farklı bir dünyada yaşıyor olabilirdik. Elbette Osmanlı devleti büyük ihtimalle küçülecekti ama eminim ki daha sağlıklı bir harita ortaya çıkacak ve belki de daha demokratik bir rejime doğru evrilecektik. 

Ve bizler de elbet geçmişten ders alarak devam edeceğiz! 

Karar, 7 Kasım 2018