Melik Nazır Esirci

Erdoğan’ın manifestosu, Ak Parti’nin beyannamesi

Bugüne kadar seçim beyannamelerini hiç okumadım. Ne işe yaradığını da bilmem. İçinde yazılanların sıradan vaatler olduğunu düşünürdüm. Siyasetçi için vaat vermek kolay. “Ankara’ya deniz getirmek de, herkese iki anahtar vermek de, her eve açıktan 5000’er lira maaş bağlamak da” vaat olarak verilebilir. Oyu alıp iktidara geldikten sonra, verilen bu vaatlerin tutulup tutulmadığını ise kimse takip etmez. İnsanlar genelde bu vaatlere ...

Devamı... »

Farkında mıyız?

Geçen gün bir arkadaşımla sohbet ederken, “Ak Parti’nin yaklaşık 20 bakanı milletvekili adayı göstermesiyle, bu şahısların yeni dönemde bakan olamayacakları belli oldu” dedim. Bana hayretle, “niye ki, artık milletvekilleri bakan olamayacak mı?” diye sordu. Ben de “artık anayasa ve sistem değişti senin haberin yok mu? Sen geçen sene referandumda oy kullanmadın mı?” diye sordum. Cevaben “kullandım” dedi. “Peki ne oy ...

Devamı... »

Bunlar son günlerimiz

24 Haziran’a giderken Başlık, sanki buralardan gidiyormuşuz veya ömrümüzün sonuna geliyormuşuz gibi oldu. O manada değil. Bunlar, “parlamenter sistemdeki son günlerimiz” manasında bir başlık. Malumunuz üzere Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında ilk seçimini yaptı ve TBMM kuruldu. 1946 yılına kadar meydanda tek parti vardı. 1946’dan itibaren çok partili sisteme geçildi. Günümüze kadar gelen yönetim sistemimiz “parlamenter sistem” diye adlandırılan sistemdir. Bu ...

Devamı... »

Gençlik Deist’iyor mu Ne?

İnsanların tamamı, ebeveynlerinin, içine doğdukları ailenin, çevresinin ve hatta devletinin dinine mensup olarak hayata başlar. Annenin Musevi, babanın Hristiyan, çocuğun da Müslüman olarak yetiştirildiği bir aile pek görülmemiştir. Büyük çoğunlukla kendi dininden biriyle evlenilir ve dünyaya getirdikleri çocuk da aynı dinin doğal mensubu olarak kabul edilip öyle yetiştirilir. Genellikle de “Ben neden anne-babamın inandığı bir şeye, şek ve şüphesiz inanmak ...

Devamı... »

Fikr-i dinamik olmak

“Fikr-i sabit”, sahip olduğu bir fikirde dünya yıkılsa değişikliğe gitmeyen insan için kullanılan bir tabirdir. Bazı zamanlarda bu tabir bir övme, onaylama, yüceltme amacıyla kullanılırken, bazı durumlarda da yerme, değer vermeme anlamlarında da kullanılır. Örneğin (ki benim için en dikkat çekici olan ve belki de bu yazıyı yazmama vesile olan) rahmetli Uğur Mumcu için, arkadaşları, dostları, tanıdıkları, yoldaşları, biraz da ...

Devamı... »

Suriye Satrancı

Uluslararası ilişkiler hakkında konuşmasına başlayacak hemen herkesin ağzından dökülen ortak cümleyi herkes bilir. “Devletlerarası ilişkilerde hatır, gönül, vefa, ebedî dostluk ve ebedî düşmanlık yoktur, sadece devletlerin çıkarı vardır.” Tabiî, günlük ilişkilerinde, hatır, gönül, vefa, yardımlaşma, arkadaşlık, kader birliği gibi hasletlere öncelik veren insanların bu anlayışın manasını kavramasını ve kabul etmesini bekleyemeyebiliriz. Devlet yapılanmasına çekinceli bakan birisi olarak, devletlerin yapısı itibariyle ...

Devamı... »

Dünyada suç, ahirette günah

Yaptığımız davranışların ve söylediğimiz sözlerin bir kısmı bu dünya için suç, öbür dünya için de günah olarak adlandırılır. Başka bir deyişle, bazı fiillerimizin bu dünyada adı “suç”tur, dinî inanç sahibine göre de öbür dünya için adı “günah”tır. Bu kategoriye giren fillerimiz için hem bu dünyada hem de öbür dünyada bir karşılığının olacağına inanılır. Yani aynı fiil hem günah hem de ...

Devamı... »

“Bankalar, emme-basma tulumba değildir haaa!..”

Yıllar önce, bir seçim dönemi, ilimizin meydanında, taraftarı olduğum partinin mitingine gitmiştim. Partimizin lideri “faize karşı olması”yla biliniyordu. Faizin kötü bir şey olduğunu, aslında bir tür soygun olduğunu halka anlatmanın (kendine göre) en güzel ve esprili yolunu bulmuş ve hitaben şöyle demişti; “Eyyy Sakaryalı hemşehrilerim, bu gördüğünüz bankalar var ya bankalar, emme basma tulumba değildir haaaaa, sadece emme tulumbadır.” Tabiî ...

Devamı... »

Paradan para mı kazanılırmış?

Bir önceki yazımda http://www.hurfikirler.com/faiz-degil-kar-payi-istiyorum/, faizin haram olduğuna inanan insanların, tasarruflarını faizsiz olduğu sanılan kurumlara teslim edip, oradan, tasarruflarına dönem sonunda eklenen kısmının faiz olmaması inancıyla, parasını faizli bankaya yatırmamış olmanın huzurunu yaşamalarından bahsetmiştim. Türkiye insanı, tasarrufların bir yerlerde toplanıp yatırıma ve üretime dönüşmesi gerektiği gerçeğiyle en ciddi karşılaşmasını 24 Ocak 1980 kararlarıyla yaşadı. Zamanın hükümeti (filen DPT müsteşarı Turgut Özal), ...

Devamı... »

“Faiz değil kâr payı istiyorum”

Bir önceki yazıda (“Bitmeyecek Tartışma:  Faiz”) klasik ekonomide üretimin dört faktörü olduğunu, bunlardan birinin olmaması durumunda üretimin olamayacağını söylemiş ve bunlardan “sermaye” faktörünün üzerinde durmuştum. Çünkü en çok üzerinde tartışılan, bu topraklarda kıt olduğu için pahalı olan, pahalı olduğu için de can acıtan sermayeyi “banka aracılığıyla” elde etmenin getirdiği tartışmalara değinmiştim. Bu arada, son yüzyıldaki teknolojik gelişmelerin hayatımıza getirdiği bazı ...

Devamı... »