.: Berk Ünlü

Asla Nadiren Bazen Her Zaman Yalnız Bir Çocuktan Yetişkin Bireye

Kaldırabileceğinden Daha Büyük Bir Yük mü?

Ergenlikte bireyin fiziki olarak büyüdüğü ve “yetişkinleştiğini” rahatlıkla görebiliriz. Pek çoğumuz bu süreçten geçmişizdir ve yeni bu sürece gireceklerin varlığı da malumdur. Zor zamanlar olarak da değerlendirilebilir bir yanıyla bu süreç. Yetişkin fonksiyonundaki bir bedende çocuksu bir akıl ve duygu durum genellikle bir müddet sizinle devam eder. Bu durum yaşama güzellik manasında çeşitli renkler katar. Bunu söylemek durumundayız ancak bir yanıyla da kaldırılması ve kontrol edilmesi zor bir zihinsel-ruhsal-psikolojik bir hal kişiyi içine alır. Asla Nadiren Bazen Her Zaman filminin başrol oyuncusu pek çok gelişen durumun merkezindeki kişi olarak Autumn da aslında böyle bir geçiş süreci yaşıyor. Filmi izlerken bu durum sizi içine çekiyor. Autumn belki de tecrübesizliğinden kaynaklanan bir gelişme ile neredeyse tek başına baş etmek zorunda kalıyor. Bir “aile” ve “aile olmak” konusuna da burada gelmemiz gerekiyor.

Bakım Sağlayıcılarının Önemi

 Bir babaya kızı nerelerde ve hangi zamanlarda ihtiyaç duyar? Bir babanın sorumlulukları nerelere kadar uzanır? Autumn bu açılardan bakıldığında en basit haliyle “şanssız”. Hayata karşı sinirli ve geçimsiz olan bir babanın ev içinde yarattığı atmosfer, ilgisizlik ve Autumn’u kötüleme… Kızını hayatın önemli noktalarında yalnız bırakıyor. Filmde çok az yer alsa da babanın Autumn’un kişiliğinin gelişimi ve oluşumu sürecinde çok etkili olduğu o kısa zamanda gösteriliyor.

Bir de anne var elbette. Aslında kızına kötü davranmayan bir anne. Ancak babanın yıkıcı tavırlarına karşı da kızını savunamayan bir anne. Bağımlı ve kifayetsiz bir halde aslında sadece orada olan bir anne. Kızlarının ihtiyaçlarını anlayamayacak bir ailenin fonksiyonu ve ahlaki anlamı nelerdir? Çocuğu yapmak ve onu olduğu haliyle çıplak hayatın içinde korumasız bırakmak bir kötülük olarak anlaşılabilir mi? Yoksa Autumn kendi mi seçiyor ailesinin ilgisiz kalmasını? Kendisini onlardan uzaklaştırıyor mu? Bence yönetmen burada sorumluluğu aileye yüklüyor. İzleyici kendi düşüncelerini oluşturmuştur elbette.

Aşırı Yalnızlık Ciddi Bir Problem midir?

Yalnızlık bence tamamıyla kötü görülecek bir iletişimsel konum veya hal değil. Ancak mutlak yalnızlık bir sorun ve mesele. Üzerinde daha çok tartışılmayı gerektiriyor. Yaşanmasının maliyetlerinin getirdiği faydalardan daha çok olduğu üzerinde ciddi bir şekilde durulmalı. Evet, yalnız insan bireysel olarak ayakta kalabildiği ölçüde güçlüdür demek de kendisine bir yer edinmiş. İnsan kendiliğindenliğinde cevher bulduğunda bunun sonucu mutlulukla ölçülebilir. Mutluluk da iyi ve doğru ile tanımlandığında karşımızdaki yalnızlık bir “iyidir”. Sizi problemler içerisinde çaresiz bırakacak koyu bir yalnızlık ciddi şekilde edebiyat ve film dünyasında ele alınıyor. Koyu bir yalnızlığın karanlığını iyi olarak görmemek de var ama, edebi bir anlatımda estetik öğeleri de içermesi bizi ona daha derinlemesine itiyor. Bundan da “mutsuz” olmamak gerekiyor herhalde.

Autumn’un Kuzeni

 Gereken yerde bir yetişkin benzeri davranışlarda bulunmaya çabalıyor. Sanki ona da kaldırabileceğinden daha büyük yükler yüklenmiş durumda. Ancak Autumn’a verdiği destek çok değerli. Aralarındaki bağ “sevgi” mi? Kuzenini Autumn’a yardım etmeye iten ne veya neler? Belki de sebepler üzerinde çok zaman harcamadan ortadaki ilişkinin duygusallığından bir anlayış çıkarmalıyız. Dünya sadece yabancılar ile dolu değildir dedirten bir kuzenlik. Belki de kendi yalnızlığını gidermeye dönük bir çaba… Yetişkin rolünde ve yardımında olmaya çabalamanın kişiyi yetişkinleştirmesi ve olgunlaştırması… Zor zamanlarda uzattığı bir el olmanın getirdiği duygusal faydalar… Autumn kendisini nasıl hissediyor acaba böyle bir kuzeni olduğu için? Soğuk bir metro gecesinde sıcak bir el. Durumun olumlu yanlarını görmeye yönelik bir çaba…

Bir Yabancı Nezaketi Daha

 Autumn’a yardım eden veya etmek isteyenlerin pozitif yanlarını görüyoruz. Müdahale sırasında tutulan bir el sadece güç vermekten daha ötedir. Nerede kalacağınızı düşünen biri, hayatın olumlu yanlarını görmenizi sağlayacak biridir. Sağlık yardımı vermenin parasal kazançtan daha çoğu olduğunu farketmek düşüncelerimiz derinleştirir. Bir yerlerde yardım olabileceğini bilmek bizi rahatlatır. Yardım verenlerin yaptıkları yardım edenleri “iyileştirir”.  Gün sonunda her şey daha iyi olmak için değil mi? Çok büyük bir iddia olabilir bu. Bir parça iyiliğin elinden tutmakla küçülttüğümüz iddiamızı yardım verenlerin dünyaları ile büyüttükçe belki de her şeye doğru yol alırız.

Farklı İnsanlar da Var

 Hep iyilerin iyiliklerinden ibaret değil yaşanılan hal. Kocasının yanında çocuğuna yeteri desteği veremeyen bir anne ve iyi kategorisine uymayan bir baba. Sizin dışarıda zaman geçirmek zorunda kaldığınızı veya birkaç dolarla karnınızı doyurmak zorunda olduğunuzu bilmeyen veya bilse bile umursamayacak olan insanlar. Gelip geçerken anlık iletişimleri olan insanlar. Bir yol tarif eden adamın hissizliğinin tarifsizliği. Size orada kalamayacağınızı söyleyen bir güvenlik çalışanının nötrlüğü. Elinizden tutan hemşire. Kalacak yeriniz olup olmadığını merak eden sağlık görevlisi. Metroda genç kızlara tehdit unsuru olan “kendini bilmeyen”. Biraz iyi vakit geçirmek için etrafında karşı cinsten birinin olmasına çabalayan başka bir genç. Ve şehrin her dakikasında ortaya çıkan farklı iyi ve kötüler, iyilikler ve kötülükler…

Alternatif Bir Son veya Sondan Daha Sonrası

Bir son değil ama Autumn ya hiç hamile kalmış olmasaydı? Ya çocuğu doğurmak isteseydi? Çocuğu doğurmak zorunda kalsaydı? 17 yaşında bir annenin yüklerini çocuğun babasının da yüklenmesi gerekmez miydi? Aile destek verici olsaydı? Çocuğuna şefkat ile yaklaşan bir baba, yalnızlığın içinde sıkışmak zorunda kalmasına izin vermeseydi Autumn’un? Peki Autumn bu tecrübeleri hiç yaşamasaydı? İleride hayatı nasıl şekillenirdi? Burada sonsuz olasılık var mıdır? Yoksa olabilecekler de Autumn’un yaşam süresi kadar mıdır? Bir çocuğun vereceği sevgi ve sevimlilik Autumn’un durgun ve biraz duygusuz-ifadesiz halini değiştirir miydi? 17 yaşında bir çocuk sahibi olmak mesleksiz biri için ekonomik yıkım olur muydu? Çocuğu doğurup evlatlık olarak verseydi nasıl bir yaşantı ortaya çıkardı? İleride bu anınız sizi sadece üzer ve ağlatır mıydı? Yoksa Autumn biraz kader eleştirisi mi yapsaydı? Halen belki de yaşanan pek çok benzer yaşayış beni bugün biraz daha mutsuz mu etmeli? Yoksa ben bu mutsuzluğa karşı tepkisiz mi kalmalıyım?