.: Mustafa Ali Aykol

Askeri darbe girişimi: Gördüklerim ve Yaşadıklarım

15 Temmuz 2016 gecesi, her yönüyle tarihi bir gece olma özelliği taşıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içindeki bir grup askerin Türkiye’de darbeye kalkışması, siyasetçilerin, medyanın ve halkın onurlu duruşu ile önlendi. Bu süreçte Türkiye, cuntacılara karşı çok net, demokratik bir tavır sergiledi. Darbe girişiminin haberi ilk duyulduğundan beri meydanlardayım. Geleceğin bir sosyal bilimci adayı olarak, meydanlarda  gözlemlerimi yapmaya, halkın fikirlerini almaya çalıştım.

Malum darbe girişimi, başarısızlığa uğraması ile birlikte, bir çok yönden incelenmesi, üzerine düşünülmesi ve dersler alınması gereken bir vakaya dönüştü.  Fakat ben bu haftaki yazımda, bu tarz yorumlarda bulunmak yerine, o gece boyunca ve devamında yaşadıklarımı, gördüklerimi sizlerle kısaca paylaşmak ve bunları tarihe not düşmek istiyorum. Ne de olsa, söz uçar yazı kalır diye boşa dememiş eski insanlar.

Darbe teşebbüsünün gerçekleştiği gece, bilgisayarımda uzun zamandır üzerinde çalıştığım bir makaleyi bitirmeye çalışıyordum. Saat on buçuk civarıydı. İlk önce telefonuma mesajlar gelmeye başladı. Askerin İstanbul’da köprüleri boşalttığı ve giriş-çıkışı kapattığı bilgisi geldi. Bunu duyar duymaz haber sitelerine ve sosyal medyaya göz attım. Dehşet bir bilgi kirliliği vardı. Bazıları askerin bir istihbarat almış olabileceğini, bu yüzden köprüleri kapatmış olabileceğini söylerken bazıları ise çok daha karamsar (ya da gerçekçi demeliyiz) bakıyordu olaya.

Neyin ne olduğunu anlamaya çalışırken, Ankara’da F-16 uçaklarının alçak uçuş yaptığı haberleri gelmeye başladı. Yapbozun parçaları bir bir yerine oturuyordu. Ve ortaya çıkmakta olan tablo, Türkiye’nin, Türkiyelilerin çok yakından bildiği, acı bir tabloydu: Askeri darbe.

Daha önce hayatımda hiç askeri darbeye  tanıklık etmediğim halde darbelerin  ülkeler için, insanlar için ve demokrasiler için ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabildiğini biliyordum. Başbakan  Binali Yıldırım’ın  “Bu, bir kalkışmadır.” sözünden sonra darbe girişimi olduğundan emin olup babamla birlikte soluğu, o anki adı ile, Kent Meydanı’nda aldık. (Meydanın ismi Demokrasi Meydanı olarak değiştirildi) Kent Meydanı’na giderken insanların çoğunun olaydan haberi bile yoktu. Hayat normal akışında devam ediyordu.  Meydana vardığımızda beklediğim kadar büyük bir kalabalıkla karşılaşamadım. Orada Sakarya Milletvekilleri Recep Uncuoğlu ve Ayhan Sefer Üstün vardı. İkisinin de yanına gidip, asla korkmamalarını, geri adım atmamalarını, bu halkın onların yanında olacağını söyledim.  Milletvekilleri de halk da son derece gergindi. Ne olup bittiğinden haber yoktu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan haber yoktu, Sakarya Valisi Hüseyin Avni Coş’tan haber yoktu. O esnada, valiliğin darbeci askerler tarafından basıldığı ve el konulduğu haberi meydana ulaştı.

Meydana gelen Başkan Zeki Toçoğlu, önce kısa bir konuşma yaptı ve meydandaki insanlardan tanıdıkları kim varsa sokaklara, meydanlara davet etmesini rica etti. O esnada Gar  Meydanı’nın yanına üç-beş halk otobüsü geldi. Bunun üzerine Zekİ Toçoğlu, mikrofonu tekrar eline aldı ve Gar Meydanı’nın kenarında bekleyen otobüslerin valiliğe gideceğini, meydanda bulunup gitmek isteyenlerin bu araçları kullanabileceğini söyledi.
Otobüsle valiliğe giderken çok gergin bir hava hakimdi. Cumhurbaşkanı’ndan haber geldikten sonra ise bu gergin hava kalktı. Otobüsten valilik kavşağına gelmeden önce indik.  Otobüslerle birlikte halk kendi özel arabaları ile de  Camili’ye akın ediyordu. Valiliğin kavşağının berisinde polisler yolu kapatmış ve yol boyunca dizilmiştiler. Kavşağın sağında kalan Valilik yolu ise tank ve askeri araçlarla kapatılmıştı. Toplu bir şekilde valilik binasına doğru yürümeye başlayınca askerler tarafından havaya ateş açıldı. Polisler aynı şekilde buna cevap verdi.Valilik kampüsüne girip, binaya doğru yürürken önden giden insanların vurulduğunu ve omuzlarda taşınarak çıkartıldığını gördüm. Buna rağmen kimse geri dönmüyordu. Valilik binası içinde çok silah sesi duyuldu. Yerler kan doluydu. Fakat kalabalığın giderek artmakta olduğunu gören darbeci askerler daha fazla direnemediler ve bir ambulansa bindirilip götürüldüler. O gece valilikte her kesimden insan vardı. Çarşaflı kadınlar, yaşlı teyzeler, genç kızlar, cübbeli amcalar, ayağı kırık delikanlılar, ülkücüler, milli görüşçüler, Kemalistler…

Halkın bu onurlu direnişi sayesinde valilik tekrar geri alındı. Gelen polis ekipleri valilikte tekrar güvenliği sağladı. Valiliğin darbeci askerlerden temizlenmesinin ardından kutlamalar başladı. Valilikten, Kent Meydanı’na geldiğimde ise on binlerce kişinin o saatte meydanda olduğunu gördüm. Meydanda mahşeri bir kalabalık vardı. Sadece meydanda değil şehrin çarşısı gündüz olduğundan daha kalabalıktı. Halk darbeye karşı direnmiş ve başarılı olmuştu. 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece, Türkiye demokrasi tarihine altın harflerle geçen bir geceydi.

Sakarya Yenihaber, 22.07.2016