.: İhsan Dağı

Ankara, Avrupa’nın neresinde?

AB projesini her şeyden önce bir demokratikleşme süreci olarak gördü birçok kişi. Devlet değişecekti.

Halkına yukardan bakmayacak, şeffaf olacak, hesap verecekti. Keyfî ve ceberut yönetim yerini hukuk devletine bırakacaktı.

Olmadı, süreç tıkandı, engeller çıkarıldı. İktidarı ve muhalefetiyle Türkiye’nin hataları oldu. Avrupa da çok yanlış yaptı; önyargılarına yenik düştü, AB üyesi bir Türkiye’nin kendine, vizyonuna katacakları görmedi.

Şimdi AB dışında kalan, Asya’da alternatifler arayan, ekonomisi kırılgan, istikrarı sallantıda, aktörleri irrasyonel, siyaseti kavgalı, demokrasisi ve hukuku eksik bir Türkiye’ye doğru ilerlerken bu işin onlara da bir faturası çıkacak.

AB üyeliği demokratikleşme ve değişim isteyen kesimlerin talebiydi. Bugün de öyle. Yan çizenler statükoya sarılan, değişimden ve demokratikleşmeden korkanlardır. Dün de böyleydi, bugün de. Aktörler değişiyor ama dinamikler aynı.

Ankara’ya kim hakim olursa AB üyeliği konusunda yan çizmeye başlıyor.

Yakın geçmişte devlete hakim olan asker ve ulusalcı blok, AB’nin Türkiye’yi demokratikleştirici sürecini görünce Kemalist kimliklerinin Batılılaşmacı referanslarını bile unutup muhalefete başlamışlardı. ‘Ulusal bağımsızlık’, ‘Türkiye’nin özel koşulları’, ‘Batı’nın komploları’ gündeme getirilmişti.

Değişimden, reformdan, dünyaya açılmaktan yana olanlar ise AB projesini destekliyorlardı. 1990’ların sonunda, 2000’li yılların başında siyasal arena adeta AB üyeliği konusunda alınan tutuma göre ayrışmıştı. 28 Şubat sürecinde demokrasinin ve özgürlükler rejiminin ortadan kaldırılması pahasına hukukun dışına çıkılarak İslamî hareketlerin ve Refah Partisi hükümetinin ‘ulusal’ aktörler tarafından hedefe konulması muhafazakâr kesimleri de AB üyeliği blokuna taşımıştı. İslamî hareketleri ve RP’yi ‘bir numaralı tehdit’ olarak gören ‘ulusal kurumlara’ karşı AB üyeliği bir sığınak olmuştu. RP’nin kapatılmasından sonra Milli Görüş hareketinin kurduğu Fazilet Partisi gelmiş geçmiş en hararetli AB savunucusu partidir.

Bu çizgi daha sonra AKP’de devam etti. Bu yıllarda AB demokratikleşme, hukuk devleti ve insan hakları konusunda eleştiriler getirdikçe ulusalcı kesimler itiraz eder, ‘AB’nin ne haddine? Kendi işlerine baksınlar. Bizim işlerimize karışmasınlar.’ derlerdi. AKP hükümeti ise AB’den gelen öneri ve eleştirileri ciddiye alır, ‘ulusal program’la bunları nasıl teker teker reforma dönüştüreceğini ilan eder ve dönüştürürdü de…

Şimdilerde Ankara teslim alınınca, devlete hakim olununca benzer ‘ulusalcı ve statükocu’ refleksleri AKP hükümetinden duymaya başladık; ‘Haddini bil’, ‘karışma’, ‘bizim koşullarımız özel’… Yakındır, ‘AB vesayeti istemiyoruz’ sözlerini duymamız.

Demokratikleşme ve AB hedefiyle iktidar olan, iktidarı döneminde bu konuda çok önemli adımlar da atan bir partinin bugün AB konusunda geldiği nokta Türkiye siyasetindeki kısır döngüyü gösteriyor. İktidar olma mücadelesinde otoriter, oligarşik yapılara karşı AB üyeliğini, demokratikleşmeyi, hukuk devletini ve değişimi savunanlar devlete hakim hale geldiklerinde artık statükoya sarılıyor, AB ve demokratikleşme hedeflerini rafa kaldırıyor.

Giderek otoriterleşen bir yönetimin Türkiye’yi AB’ye taşıması söz konusu olmaz. İstemez zaten AB üyeliğini. Dahası temel üyelik kriteri demokrasi olan bir yapı da otoriter bir yönetimin egemen olduğu bir ülkeye kapılarını açmaz. Son yıllarda otoriter Asyalı devletlerin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne katılmak sözleri boşuna edilmeye başlanmadı…

AB üyeliği hedefi rafa kaldırılmış bir Türkiye’nin demokratikleşme dinamiklerinden çok önemli birisi yok edilmiş demektir.

Amaç, AB üyesi bir ülke olmak değil tek başına; üyelik sürecinde demokrasiyi kurumsallaştırmak, hukuk devletini yerleştirmek, insan haklarını güçlendirmek. Kısaca AB üyeliği sürecinin oluşturduğu dinamiklerle Türkiye’de devlet-toplum ilişkisini değiştirmek, devleti şeffaflaştırmak, yönetenleri hesap verebilir kılmak.

Dün Kemalist-militarist vesayet rejiminin baskısı altındaki AKP liderleri ve muhafazakarlar da bunu söylüyorlardı, değil mi?

Mesele AB değil, nasıl bir Türkiye’de yaşayacağımız meselesi.

Zaman, 21.01.2014