.: Murat Yılmaz

Anayasal kurumlar ve demokrasinin sınırlarını korumak

 Türkiye’de siyasi rejim bir takım endekslere göre hibrit, yani melez bir karakter arz ediyor. Türkiye tam demokratik bir rejim olarak değil, yarı demokratik bir rejim olarak tasnif ediliyor. Bu tasnif son birkaç yılın değil, 1960’ların sonundan itibaren Türkiye bu tasnifin içinde. Zaman zaman bu kategorinin içinde yükseliyor, zaman zaman da düşüyor. Bu endekslerde, durum tespiti veya anın bir fotoğrafı çekilebiliyor ancak durumun tahlili veya sebepleri üzerinde yeterince durulmuyor. Bu açıdan bakıldığında hala problemler olmakla beraber, Türkiye demokrasisi tarihi kökleri olan temel problemleri aşmayı başardı.

Türkiye 1961’den bu yana vesayet sistemi ve ideolojisinin kötürüm bıraktığı bir siyaset ve sivil yönetim krizi yaşıyordu. Son 15 yıldaki gelişme ve tartışmalar, bu krizin aşılmasını sağladı. Vesayet sistemi ve ideolojisinin bel kemiği kırıldı. Böylece siyasetin önünde geniş bir alan açıldı. Şimdi ortaya çıkan bu siyasi alanın demokratik siyaset tarafından doldurulması ve anayasal kurumların vesayet kurumlarına dönüşmeden demokratik çerçevede yeniden inşası gerekiyor.

Demokrasinin Sınırları Korunmalı

Önceki yazıda siyasi parti ve aktörlerin ortaya çıkan siyasi alanı doldurması konusunu ele almıştık. Bu yazıda anayasal kurumlar üzerinde duralım. Yeni anayasa yapılsa da yapılmasa da, başkanlık sistemine geçilse de geçilmese de anayasal kurumların demokratik otoriteyle ve standartlarda yeniden inşası ve tanımlanması kaçınılmazdır. Son günlerde Anayasa Mahkemesi, yüksek yargı organları, ordu ve istihbarat üzerindeki tartışmaların artması bu bakımdan manidardır.

Türkiye kısmen mevzuat düzeyinde ama esas itibarıyla fiilen vesayet sistemini yıktı ancak henüz yeni anayasasını yaparak, bu mücadeleden ortaya çıkan “demokrasi fazlası”nı konsolide edip hukukileştiremedi. Bu belirsizlik hali, anayasal kurumlar üzerindeki baskıyı arttırıyor. Bir kısım muhalefet, PDY, medya ve yurt dışı aktörlerin baskıyla anayasal kurumlar demokrasiyle bağdaşmayan ama bu kurumlarım tarihi geleneklerini canlandırmaya yönelik bir yönlendirme yapılmaya çalışılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hükümet ve vesayete karşı çıkan geniş toplumsal kesimler de anayasal kurumların yeniden vesayetçi kurumlara dönüşmesini çağrıştıracak uygulamalara karşı sert tepki veriyorlar.

Demokrasinin Temel Problemleri Aşıldı

Bu tartışma özellikle Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru üzerine verdiği kararlar etrafında yaşanıyor. Bu tartışma karşısında seçilmiş otoritelerin tavrı kadar, anayasal kurumların tavrı da hayati derecede anlam taşıyor. Anayasal kurumlar, vesayet sisteminin yıkılmasıyla ortaya çıkan siyasi alanı işgal etmeden, kendi alanlarını ihlal etmeden meşru usuller dairesinde fonksiyonlarını icra etmemeliler. Bu fonksiyon ve sınırları aşarak siyasi boşluğu doldurmaya iktidar veya muhalefetin rolünü oynamaya yönelen her kurum sadece demokratik yönetime değil, devlet kapasitesine de fevkalade zarar verecektir.

Anayasal kurumlar açılan siyasi alandaki rekabete kesinlikle karışmamalıdır. Türkiye’de demokrasinin konsolide edilmesi ve siyasette dengelerin yerine oturması için anayasal kurumların, vesayetçi sistem ve ideolojiye savrulmaması şarttır. Bu bakımdan her anayasal kurumun, kendi içindeki bu tür eğilimleri törpülemesi ve dışarıdan gelen tahriklere kapılmaması elzem… Şüphesiz demokrasi, bu kurumların insafına bırakılmayacak seçilmişlerin iradesine sahip olmalıdır.

Türkiye, bu bakımdan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti hükümetinin tecrübe ve kararlılığına sahip. Anayasal kurumlar ise önümüzdeki günlerde geçmiş hataları tekrar etmeyecek nitelikli yöneticilerin ve kamuoyunun desteğiyle kendilerini, demokratik iradeyi esas alacak bir yenileme ve sınırlandırma yeteneğine test edecektir… Gezi, 17/25 Aralık, 6-8 Ekim olayları ve son terör kampanyası karşısında bu imtihanın her şeye rağmen başarıyla verildiğini kaydedelim. Demokrasi bakımından temel ve tarihi problemlerini aşan bir Türkiye’nin demokrasi endekslerindeki yerinin yükselmesi, bu zemin ve başarıya dayanılarak reformlarla olacaktır. Eğer bu imtihan verilmeseydi endekslere girecek bir demokrasi ve hatta Türkiye kalmayabilirdi.

Yeni Yüzyıl, 31.03.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/anayasal-kurumlar-ve-demokrasinin-sinirlarini-korumak-1840