.: Vahap Coşkun

Anadilde Savunma ve CHP

Adalet Bakanlığı, 4. Yargı Reformu Paketi kapsamında, sanığa -Türkçe bildiği halde- başka bir dilde savunma olanağı getiren bir düzenleme yapıyor. Düzenleme şöyle: 1. Sanık, derdini anlatabilecek derecede Türkçe bilse dahi, iddianamenin okunması ve esas hakkında mütalaanın verilmesi aşamalarında, sözlü savunmasını “kendini daha iyi ifade edebileceği dil” ile yapabilecektir. 2. Tercüman bulundurma ve tercümanın ücretini ödeme yükümlülüğü, kendini daha iyi ifade edeceği başka bir dilde savunma yapmak isteyen sanığa yüklenecektir. 3. Türkçe dışında dil kullanılmasının yargılamanın sürüncemede bırakılması veya uzatılması amacına matuf olduğunu gördüğünde hâkim, bunu engelleyebilecektir. 

Görüldüğü üzere hükümetin tasarısı, “dört başı mamur” bir öneri niteliğini taşımıyor. Bu durumda, hükümetten daha demokrat ve özgürlükçü olduğunu iddia eden muhalefete düşen, eleştirilerle düzenlemedeki eksiklikleri gidermek ve daha iyi bir yasa yapımına katkıda bulunmak olmalı. Sözgelimi AKP’nin “ileri demokrasi” söylemiyle dalga geçen ve gerçek demokratın kendisi olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu’nun CHP’si ne yapabilirdi bu konuda? Hemen birkaç husus geliyor aklıma: Mesela CHP, dil kullanımının sadece yargılamanın iki aşamasıyla ve sanıkla sınırlı tutulmasına karşı çıkabilir, hem yargılamanın aşamaları ve hem de kişiler bakımından daha özgürlükçü bir yaklaşım geliştirebilirdi. Yargılamanın bir bütün olduğunu, dolayısıyla kişilerin (sanık ve tanık, müdahil, vb.) yargılamanın tüm aşamalarında tercih ettikleri dili kullanabilmelerini savunabilirdi. 

CHP, faraza, tercüman bulundurma ve tercümanın ücretini ödeme yükümlülüğünün -derdini anlatacak düzeyde Türkçe bilmeyen sanıktan farklı olarak- sanığa yüklenmiş olmasının yanlışlığını öne sürebilirdi. Mali yükümlülüğün, hem kişilerin tercih ettikleri dili kullanmaları üzerinde caydırıcı bir etkide bulunacağını, hem de demokrasiye aykırı olduğunu anlatabilirdi. Yargılamada Türkçe kullanan vatandaşlardan herhangi bir ücret talep edilmezken, farklı bir dili kullanan vatandaşlara mali yük bindirilmesinin ayrımcılık içerdiğini, bu nedenle tercüman ücretinin kamu tarafından karşılanmasını gerektiğini belirtebilirdi. 

Misal, hâkime kısıtlama yetkisinin verilmesine lüzum olmadığını da açıklayabilirdi. Hakların kötüye kullanılamayacağının hem anayasada yer aldığını hem de hukukun genel ilkelerinden biri olduğunu hatırlatabilirdi. Taslakta bunun ayrıca zikredilmesinin -yargı pratiği dikkate alındığında- önemli bir tehlikeye yol açabileceğine ve hâkimlerin sıklıkla buna başvurarak hakkın kullanımını imkânsız kılabileceklerine dikkat çekebilirdi. 

Ama CHP, tabii ki, böyle yapmadı. Hükümetin önerisini ileri noktaya taşımak şöyle dursun, atılmış mahcup bir adımı da geriletmeye adadı kendini. Siyasi ve hukuki gerekçeler öne sürerek anadilde savunmaya topyekûn karşı duruşun bayraktarlığına soyundu. Adalet Komisyonu’na sunduğu muhalefet şerhinde, anadilde savunma hakkının “üniter devleti aşındırdığını” belirtti. CHP’ye göre: “Son dönemde kamu ve eğitimde resmi dil kavramı aşındırılarak, çift dillilik meşrulaştırılmakta, ikinci resmi dilin Kürtçe olması yolunda çok ciddi adımlar atılmaktadır. Oysaki Türkçe’nin resmi ve ortak dil olması Türkiye’nin üniter yapısının sigortasıdır. Türkçe’nin ortak ve resmi dil olması ülkemizde konuşulan diğer dillerin yok edilmesi, yok sayılması, yasaklanması, geliştirilmemesi anlamına hiçbir zaman gelmez.” 

Üniter devlet endişesi 

Neresinden tutsanız, elinizde kalacak bir açıklama bu. Bir kere, getirilen öneri, üniter yapıya zıtlık içermiyor. Üniter devlette esas, hukukun tek bir merkez tarafından üretiliyor olmasıdır. Bu hukukun farklı dillerde uygulanması üniter devleti ortadan kaldırmaz. Endişelenmeye mahal yok. 

Ayrıca bu üniterlik tapınmasından kurtulmakta da fayda var. “Üniter devlet” nihayetinde -federasyon, özerklik, bölgesel devlet, vb.- devletin yapılanma şekillerinden biridir. Önemli olan yönetimin demokratik olmasıdır ve bu modellerin hepsi de demokrasiyle bağdaşır. Hangisinin uygulanacağı, her ülkenin kendi dinamikleri ve sosyolojisi içinde belirlenir. Eğer bir yapılanma mevcut sorunlara cevap bulma yeteneğini kaybetmişse, başka bir modelin tartışılması veya mevcut modelde değişikliğe gidilmesi de doğaldır. CHP, üniter devletin bir kutsiyeti olmadığını görmelidir. 

Asgari düzey 

CHP, tasarının “uluslararası hukukta bir karşılığının bulunmadığını” belirtiyor. Zannederim burada AİHS md. 6 kastediliyor. Doğru, AİHS’te yok. Ancak AİHS konuyu sadece adil yargılama hakkı bağlamında ele aldığı ve dil haklarına gerekli önemi vermediği için eleştiriliyor zaten. Bu nedenle AKPM, 1201 sayılı kararla Bakanlar Komitesi’ne, dil ve kültürel haklarla ilgili ek bir protokol düzenlemesini tavsiye etti. Unutulmaması gereken bir husus da, AİHS’in asgari düzeyi ifade ettiğidir; bunun üzerine çıkacak düzenlemeler AİHS’e aykırılık teşkil etmez.

Kaldı ki, yargılamada dil kullanımına yer veren uluslararası sözleşmeler de yok değil. Türkiye’nin henüz imzalamadığı Bölgesel ve Azınlık Dilleri Avrupa Şartı’nın “Yargı Kurumları” başlığını taşıyan m. 9, bütün hukuksal süreçlerin elverdiği ölçüde taraflardan birinin talebi gereğince bölgesel veya azınlık dilinde yürütülmesi ve sanığa kendi dilini kullanma hakkını tanıması gerektiğini kayıt altına alır. Keza Uluslararası Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi m. 10/c’de ve Oslo Tavsiyeleri’nin 17, 18 ve 19. paragraflarında da, tarafların yargıda dil kullanımlarını düzenleyen hükümler var. 

Kısacası, hükümete dil haklarını konu edinen ve bugüne kadar imzalanmamış olan sözleşmeleri imzalamak için baskı oluşturacağına, bu sözleşmelere de gözünü kapatan bir ana muhalefeti var Türkiye’nin. Erdoğan, birçok kere “Bizim en büyük şansımız CHP gibi bir muhalefetin olması” demişti. Doğru ama onun için şans olan ülke için şansızlık oluyor. Demokraside hep iktidarın arkasında kalan bir muhalefetten memlekete pek bir hayır gelmez. Ve küçük bir merak: Anadile mutlak şekilde karşı duran CHP ve Kılıçdaroğlu, yarın mesela Kürtlerle bir araya geldiğinde ne diyecek? “Sizin diliniz iyi hoş da kusura bakmayın birliğimizi bozuyor, o nedenle yargıda kullanmaktan vazgeçin” mi? 

Radikal 2, 02.12.2012