.: Vahap Coşkun

Altmış milyon yobaz

Türkiye, 1946 yılında 1923’ten beri süre gelmekte olan tek parti diktatörlüğüne bir son verdi. Çok partili bir seçim yapıldı. Ancak bu, halk iradesinin Meclis’e adil bir şekilde yansımasını mümkün kılan bir seçim olmadı. Sopalı ve hileli seçim, CHP’nin iktidar ömrünü biraz daha uzattı. Lakin yol açılmıştı. 1950’deki ilk özgür ve dürüst seçimlerde halk, CHP’ye “yeter” dedi ve Demokrat Parti’yi iktidara taşıdı.

Aradan 65 yıl geçti. CHP, bu süre zarfında yapılan hiçbir seçimi kazanma başarısı göstermedi. Halk, iktidarın anahtarını CHP’den hep uzak tuttu. Sadece, Türkiye’de solun yükseldiği ve Ecevit’in bir efsane olduğu 1977’de CHP iktidarın bir kulpuna tutunabildi ama tamamen iktidara sahip olmadı.

Bu vaziyet, CHP’de genel başkandan veya isimlerden ziyade bir yapısal sorunun olduğuna delalet eder. Eğer bir parti –hem de Cumhuriyet’in kurucusu olmakla övünen bir parti- yarım asrı aşkın bir sürede haltan iktidar vizesi alamıyorsa bu, sadece liderlerin becerikli veya karizmatik olup olmamasıyla açıklanamaz. Ortada çok daha temel bir neden olsa gerek.

Halka Uzak, Devlete Yakın

Bana göre bu neden, CHP’nin halkla barışık olamama halidir. CHP, halkı küçümser, halkın değerlerine istihza ile bakar. Parti olarak kendini hep doğru, haklı ve meşru yerde görür. Buna mukabil halk ise cahildir, gericidir ve hep yanlış noktadadır. Çağdaş dünyanın nitelikleriyle hemhal olamadığı için hep yanılan, hep kandırılan, hep kötü yola düşürülen bir güruhtur.

Bu nedenle CHP halka değil, devlete odaklanır. CHP, devlet gücünü bir şekilde ele geçirip –ki bu ele geçirme, mutlaka demokratik olmak zorunda da değildir- kara cahil kitleye doğru yolu göstermelidir. Halkı, içinde bulunduğu karanlıktan alıp çıkartacak ve onu aydınlığa kavuşturacak olan CHP’dir. Halk iyiliğinin nerede olduğunu bilmez, o halde gerekirse halka karşı durarak ona iyiliği gösterilecektir.

Zihni bir problem bu; kuruluşundan bu yana CHP’nin topluma yaklaşımı ve kendine biçtiği misyonla ilgili. CHP şimdiye kadar geçmişiyle sahici bir yüzleşmeye bir türlü cesaret edemedi ve dahası tarihinin karanlık noktalarını dahi hamasetle sahiplendi. Dolayısıyla partinin mayasındaki bu arıza da giderilemedi. Bazen aşırı “halkçı” bir söylemle üzeri örtülmeye çalışıldı ama partinin dokusundaki halkı küçümseyen tavır bir daima yerlerden gün yüzüne çıktı.

Yobazdan Oy İstemek

Son olarak İngiltere’de rastladık buna. Partisinin İngiltere’de düzenlediği bir toplantıda konuşan CHP milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın halk tarifi tam da partinin zihniyetini yansıtıyor:

“Memlekette her dört kişiden biri, belki sosyal demokrat yapıya sahip diyebileceğimiz, içinde liberali, soldan sağdan Alevisi, Sünnisi, soldan sağdan ilericisi, sol sosyalisti oluştururken; diğer üç tanesi de yobaz, bağnaz ve bu karakterleri içinde barındırmaya hala devam eden anlayışın temsilcileri var.” (Yeni Yüzyıl, 27.02.2016)

Türkiye’nin nüfusu takriben 80 milyon. Yarayıcı’nın hesabına göre, bunun 60 milyonu yobaz, bağnaz ve gerici. Geriye kalıyor 20 milyon. Bu ¾ oranı da tesadüf değil herhalde. Muhtemelen Yarayıcı, CHP’nin aldığı oyları göz önünde tutarak bu nispete ulaşmış. Yani CHP’ye oy verenleri aydınlık yüzlü çehreler olarak tanımlarken, geri kalanları yobaz sepetinin içine doldurmuş.

Yarayıcı konuşmasının bir yerinde şöyle diyor: “Bu konuda belki bizim de eksikliklerimiz var, belki özeleştiri yapmak lazım, biz belki oradaki insanlara yeterince yetişemiyoruz, ulaşamıyoruz ve onların sorununu çözücü yerden bakamıyoruz.”

“Belki” ifadesinin fazlalılığına dikkatinizi çekerim. Bu âlicenaplık, yobazlardan oy istemedeki bu fedakârlık, onlara ulaşmada gösterilen özveri göz yaşartmıyor değil.

Ama ne çare, halk cahil olduğu için anlamıyor işte!

Yeni Yüzyıl, 05.03.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/altmis-milyon-yobaz-1553