.: Şenol Kaluç

AlevÎlik-BektaşÎlik ve Kur’an kültürü

Toplumların yüzlerce yıllık bir süreçte özenle arıtarak oluşturdukları değerler bazen büyük toplumsal dönüşümlerin yarattığı yıkıntılar sonucu unutulabiliyor, unutturulabiliyor. Ancak yıkıntı ne denli büyük olursa olsun, enkaz altındaki bu değerler bir şekilde kendisine yeni yollar açarak gün yüzüne çıkabiliyor.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşanan büyük değişim, daha sonraki yıllarda yaşanan süreçlerle de birleşerek, en büyük darbeyi Alevilik ve Bektaşiliğe vurdu. Bugün gelinen noktada Alevilik ve Bektaşilik, asıl kaynaklarının ve geleneklerinin çok uzağında ve adeta inançsal içeriğinden tamamen yoksun halde bulunuyor. Bazı çevreler Alevilerin İslam’a yaklaşmalarından korktukları için temel kaynakları ile buluşulmasını engellemeye çalışıyor. Hatta Sünnileşme ve onunla bağlantılı olarak İslamlaşma korkusu o denli abartılmakta ki Alevi-Bektaşilere ait temel bir metnin muhafazakâr bir gazete tarafından okurlarına Ramazan ayında hediye edilmesi bir çeşit “Sünnileştirme-asimilasyon çabası” olarak takdim edilebiliyor.

Aslında bu paranoyanın anlaşılır bir tarafı var. Çünkü asimilasyon iddiasından bulunan çevreler, Aleviliğin ve Bektaşiliğin temel metinlerinin çok yoğun bir İslami içerik taşıdığını biliyorlar. Siyaseten “Alevicilik” yapan çevreler, bu içeriğin herkes tarafından -özellikle Alevi gençleri tarafından bilinmesinin- Aleviler ve Sünniler üzerinde yaratacağı etkinin farkındalar. Bugün siyaseten elde ettikleri gücü yitirmek istemeyen bu güçler -İslam’dan duydukları rahatsızlık nedeniyle- Alevilerin Aleviliklerini hakkıyla yaşamak istemesini bile Sünnileşme olarak görüyor. Bu nedenle temel metinlerin halk tabanı ile buluşmasından korkuyorlar. Bu metinlerin yaygınlaşması, Alevi-Bektaşi metinlerindeki İslami duyarlılığın geniş çevrelerce öğrenilmesi, Alevilere ve Aleviliğe içten ve dıştan bakış açısını değiştireceği için Alevi-Sünni çatışmasından beslenen çevrelerin işine gelmiyor.

Orijinal Alevi-Kızılbaş metinlerinde adına ister Şeyh Safi Buyruğu ister İmam Cafer Buyruğu ya da başka bir isim verilsin Kur’an-ı Kerim ve hadislere azımsanamayacak sayıda atıf var. Anadolu’da kullanılan en eski buyruklardan birisi olan Bisati’nin “Menakıbü’l-Esrar Behcetü’l-Ahrar”ında ayet ve hadislere kendi bağlamlarında elliden fazla atıf yapılıyor. Bu atıfların tasavvufi bir şekilde yorumlanması, bunların kullanılmış olmasından daha önemli değil. Bu ayet ve hadislere yapılan atıflar, geçmişte yaşayan Alevi yol taliplerinin belli bir düzeyde Kur’an ve hadis kültürüne vâkıf olduklarını göstermesi açısından önemli.

Sözü daha fazla uzatmadan, Alevi-Bektaşi geleneğindeki Kur’ani rengi kısa bir belge ile ortaya koymaya çalışalım. Hicri 1255 senesi Şaban (1839 Ekim) ayında vefat ettiği yazma eseri üzerine not edilen Kuzucuzade Muhammed Ali Dede’ye ait elyazmasından tarikata giriş sırasında okunan “İkrarname” hakkında bilgi verdiği metne yakından bakalım. Talibin yola girerken verdiği İkrar yemini, Alevilik ve Bektaşiliğin İslam dışı olduğunu söyleyenlere inat İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim ile iç içeliğini haykırıyor. Bu kısacık metinde tam 11 ayet bağlamları çerçevesinde kullanılıyor ve verilen ikrar Kur’an-ı Kerim ile yani Allah’ın hükmü ile mühürleniyor.

Bu kısa metin bize, Alevilerin ve Bektaşilerin Kur’an kültüründen uzak olmadıklarını ve temel ritüellerini Kur’an-ı Kerim ve Peygamber’in hadisleri ve yaşamı üzerinden inşa etmeye çalıştıklarını açıkça ortaya koyuyor. Son olarak ikrar verecek olgunluğa erişen kişinin ortalama bir Kur’an-ı Kerim bilgisine sahip olması gerektiğini gösteriyor. Konuyu uzatmadan metni herkesin anlayabileceği hali ile meal olarak siz canlara sunalım.

Ve Sünnileşme korkusuyla neleri kaybetmekte olduğumuzu bir kez daha görelim.

Allah eyvallah Hü gerçeğe:

Haza İkrar Name-i Ahd-ı Misak

Bismillahir-Rahmanir-Rahim

“Estağfurullah” üç kere diye. “Cem’i günahlarıma tövbe ve istiğfara geldim, Hak için gelmekliğim. Hak için hak dediğinize hak deyip, Hak bileyim. Batıl dediğinizi batıl bilip etmeyeyim. Elim ile bir kimsenin bir nesnesin almayayım. Tövbe, tövbe, tövbe. (Tahrim 8) ‘Tövbe edin Allah’a hâlis bir tövbeyle” (Bakara 285) “Hepsi de Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman etti.’ (Ali İmran 18) ‘Allah, şehadet etti ki: Gerçekten O’ndan başka ilah yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de adaleti ayakta tutarak buna şehadet ettiler; O’ndan başka ilah yoktur. O, Aziz’dir, Hâkim’dir.’ (Ali İmran 19) ‘Gerçekte Allah katında din, İslam’dır.’ Allaha yaklaşmak için Fenadan yıkanmaya ve fena guslünden ve tüm dünya işlerinden yıkanmaya niyet ettim.”

Badehu üç ihlâs, bir Fatiha şerif okuya, andan sonra bu ayeti okuya: “(Fetih 10) ‘Muhakkak ki sana bi’at edenler; ancak Allah’a bi’at etmektedirler. Allah’ın eli onların elleri üstündedir. Onun için kim, ahdini çözerse; ancak kendi aleyhine çözmüş olur. Kim de Allah’a verdiği ahde vefa gösterirse; ona da Allah büyük bir ecir verecektir.’ (İsra 111) ‘Bir çocuk edinmemiş ve O’nun mülkünde bir ortak bulunmamıştır.’ Eşhedü enla ilâhe-illallah ve eşhedü enne Muhammeden Abduhü ve resulühi ve şefian (şefaatçidir) (Tevbe 33) ‘Dinini bütün dinlere üstün kılmak için; Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O’dur. İsterse müşrikler (metinde Kâfirun şeklinde geçiyor) hoşlanmasınlar.’ Muhammeden Abduhu ve Resuluhu ve eşhedü enna Emiril-müminin Ali bin Ebu Talip esedallahül-galip, İmamen, masumen ve irşaden min kıbel-i Allah ve min kıbel-i Resulullah (Alllah ve Resulü tarafından irşat edilmiş)” diye.

Badehu salavatname okuya ve çaherde (ondört) masum-ı paka salavat getüre, ahirinde “salavatullah ileyhim ecmain” diye.

Badehu Şeyhina ehli terk ve sahibül-bahr ilm-i ledüni Pirim Hünkar Hacı Bektaş Veli el-Horasani Kadesallahü sırretül-aziz hu (Yusuf 66) “Söylediklerimize Allah Vekil’dir.” (Fetih 16) “Ama daha önce döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız; sizi, elim bir azabla azablandırır.” (Bakara166) “Hani o zaman uyulanlar, uyanlardan uzaklaşmış ve azabı görmüş oldular. Aralarındaki bütün bağlar kopmuştur.” (Bakara 167) “Uyanlar dediler ki: Bizim için dönüş olsaydı da bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşsaydık. Böylece onların bütün yaptıklarını Allah hasretler halinde kendilerine gösterecektir ve onlar ateşten çıkacak değildirler.”*

*Ayetlerin Meali İbni Esir mealinden alınmıştır.

26.08.2010