.: Mehmet Ali İlkaya

Alevilerin Sorunlarına Çözüm Arayışı

Geçtiğimiz Cumartesi günü (25 Ocak 2014) Liberal Düşünce Topluluğu’nun organizasyonunu üstlendiği, Türkiye’nin Demokratikleşmesi ve Alevi Talepleri konulu bir çalışma gerçekleştirdik. Bu vesile ile kısaca görüşlerimi ifade etme, daha da önemlisi değerli aydınların görüş ve önerilerini dinleme fırsatım oldu. Çalışma kısa bir zaman aralığına sığdırılmasına rağmen, verimli ve sonuç alıcı bir nitelik sağladı.

Çalışma sırasında konu ile ilgili araştırmalar yapan, dört değerli uzmanı dinledik. Sırasıyla; B. Berat Özipek: “Diyanet İşleri Başkanlığı” Rıza Yıldırım: “ Cemevleri”,  H. Yücel Başdemir: “Din Dersleri ve Özel Eğitim” ve Şenol Kaluç: “Alevi Çalıştayları, Raporlar ve Pratik Öneriler” başlıklı sunumlarıyla konunun son dönemde geldiği yeri ve çözüm yollarını sundular. Alevi, Bektaşi derneklerin, vakıfların ve federasyonlarının değerli katılımcıları, konu ile ilgili akademisyen ve medya mensupları, soruları, açıklamalarıyla tartışmaya çok değerli katkılar sundular. Ben de kendi perspektifimden sorunun kaynağı ve çözüm yolarını kısaca ifade ettim. Yeri gelmişken kısaca kendi pozisyonumu ifade etmek isterim: Genel olarak din özgürlüğü, özel olarak Alevî probleminin kaynağını, Cumhuriyet döneminin inşa edilen ‘yurttaş’ anlayışı olduğuna inanıyorum. Kısa süre önce incelediğim, “Türkiye’de yurttaşlık eğitimi” ile ilgili sonuçlar beni bu sonuca getirdi. Hepimizi az veya çok ama mutlaka etkileyen bir tedrisattan geçmiş olduğumuzu fark ettim. Söz konusu inşa süreci bazı kişi ve grupların tam anlamıyla “ideal yurttaş” olmasını sağlamış. 90 yıla yayılan cemaatçi yurttaşın tasarımı, düşünülenin de üzerinde gerçekleşmiş görünüyor. Yani ‘ideal yurttaşın tasarımı’ başarılı olarak sürdürülmüş. 1930’ların ders kitaplarında resm edilen “ideal yurttaş”ın  kendimizde, çevrenizde yaşadığını görünce dehşete kapılıyorsunuz. Oluşturulan yurttaş, laik yaşam tarzını benimsemiş, ırkçı, farklı insanlara saygısı olmayan, birey olamamış, toplum menfaatine kendini kurban etmeye hazır, görevler altında ezilmiş bir nesne durumundadır. Rejimin besleyip büyüttüğü, din özgürlüğü sorununu bir türlü çözemeyişimizin nedenlerini oluşan yurttaş prototipinde aramak gerekli. İdeal yurttaşlık ve eğitim sistemimizin 1930 model yapısı maalesef değiştirilemeden günümüze taşınmıştır. Tüm değişiklikler, (1924, 1926, 1930, 1948, 1963, 1973, 1983) eğitim programları darbe yönetimlerince dizayn edilmiştir. Sivil hükümetlerin, eğitim alanını yeteri kadar dikkate almamaları ölümcül sonuçlar doğurmuştur. Eğitimde kullanılan ders kitaplarının içeriği, söylemi, amaçları ihmal edilemez. Ders kitaplarının nelere kadir olduğunu Fatma Gürses; “Ders kitaplarındaki yazının etkisi daha yavaş, ama derinden işler. Çünkü bu söylem, okunmakla kalmaz öğrenilir, zaman zaman da ezberlenir” şeklinde ifade eder.   Halen 1973 tarih ve 1739 sayılı, MEB Temel Eğitim Kanunu ile eğitim dünyası şekillenmektedir.

Çalışma sırasında izlenimlerime gelince:

1. Taraflar (Alevi veya Sünni) problemi kendi müktesebatına göre tanımlıyor, ortak bir din özgürlüğü anlayışı çok zayıf.

2. Alevi toplumu ile Sünni toplumu birbirlerini yeterince tanımıyor, sağlıklı iletişim kanalları yeterince açılamamış.

3. Sorun ile çözüm yolları arasında mantıklı bir bağ kuracak ilkeler üzerinde görüş birliği çok az.

4. Toplum kesimleri arasında önyargı olarak nitelenebilecek çok sayıda yanlış inanış ve algılar var.

Problemi tanımlama açılarındaki aşırı farklılık çözüm yollarının da tıkanmasına yol açıyor. Örneğin, “Alevilerin çalışma hürriyeti ile bazı Alevi yurttaşların üst makamlarda niceliksel varlığı arasında bağ kurulduğunda çözümün ne olacağı sorunu ortaya çıkıyor.

Mevcut sorunların çözümünde ilk akla gelen ‘ilkesel yaklaşım’ söylemsel olarak kolay, ancak uygulama sahasında güçlükler barındırıyor. Değerler, ilkeler veya din özgürlüğü ilkeleri kulağa çok hoş geliyor, ancak “değerleri konuşmak, yazmak onları kazandırmaktan daha zordur” der Max Hartwell.  Bu durumda yine aynı kapıya çıkarız: Bireyci, insan hak ve özgürlüklerinin hakkıyla tesis edildiği eğitim kurumuna duyulan ihtiyaç… Bu açıdan eğitim kurumu, insanî, erdem ve değerleri kazandırabilecek düzeyde yeniden organize edilmelidir.

Sonuçta, Alevi taleplerinin kısa vadede, gerçekçi bir yaklaşımla çözülmesi gerektiği konusunda görüş birliği büyük ölçüde sağlandı. Bu çerçevede, cem evlerinin açılması, gerekli mevzuat değişikliklerinin yapılması, din dersinin yanında “Alevi Din Deresi’nin okul programlarına eklenmesine, din ve inanç vergisi sisteminin hayata geçmesine ve ders kitaplarındaki “ayrımcı, nefret” dilinin ayıklanması önerileri kabul edildi. Alevilerin bir türlü gerçekleşmeyen talepleri Türkiye’de toplumsal huzuru tesis etmeyi zorlaştıran, tüm kesimlerin hak ve özgürlüklerinin gelişmesinde engel bir sorun olarak karşımızda duruyor. Bu açıdan, sonuç ve önerilerin kısa sürede hayata geçmesini diliyorum.