.: Hamza Al

Ak Parti’nin İmtihanı

Bazen Ak Parti’yi anlamakta zorluk çekiyorum. Doğrusu Ak Parti, bir sürü güzel şeyler yaptı. Hem de tüm bu güzel şeyleri Anayasaya rağmen, zamanın cumhurbaşkanına rağmen, muhalefete rağmen, aydınlara ve seçkinlere rağmen yaptı. En zor zamanda, özgürlükleri çoğalttı, ekonomiyi geliştirdi, kamu yönetimini yeniden yapılandırdı, yerel yönetimlerle ilgili temel yasaları değiştirdi, belediyelere önemli yetkiler verdi.

Fakat “tam işler yoluna girdi” derken bir şeyler oldu, tılsım bozuldu. Reformların devamını beklerken, bir baktık, Ergenekon çukuruna itilmişiz.

Ergenekon girdabında çaresizce çırpınırken Okyanus ötesinden bir ses duyuldu: “Dinleyin ey cemaat” dedi, “dinleyin ki kurtulasınız”. Biz de kurtuluş cemaatte dedik, ağzımızı açıp dinledik. Meğer dinleme karşılıklıymış, onlar da bizi dinlemiş.

Fakat garip olan biz onları Allah için dinlerken, onlar bizi iktidar için dinlemiş. Biz onları cennette yüksek makam elde etmek için dinlerken, onlar bizi dünyevi makamları elde etmek için dinlemiş.

İşin kötüsü ilham bilgisi geldiğini düşündüğümüz kişilere, meğer istihbarat bilgisi geliyormuş. İlham perisi zannettiğimiz kişiler de meğer Fuat Avni kılıklı kişilermiş.

Ve bu cemaat, Ergenekondan kurtardığı Ak Partiyi, Okyanus girdabına sürükledi. Şimdi Ak Parti, Okyanus girdabından kurtulmaya çalışıyor. Ve maalesef artık tek başına ve yalnız. Adım adım içeriden ve dışarıdan kuşatılmış durumda. Dört bir yanı sarılmış bir parti görünümünde. Onu kuşatanlar, sürekli sinir uçlarına dokunuyorlar, hata yapmaya zorluyorlar.

Girdaba sürüklenmiş bir partiye hariçten gazel okumak ne kadar insaflıca bilemiyorum. Ama uluslararası arenada bir şeyler yanlış gidiyor. Sanki büyük güçler Ak Partiyi kuşattı hataya zorluyor. Dış politikada boyumuzu aşan şeyleri yapmaya kalkışmak, yedi düvele meydan okuyormuş gibi bir görüntü vermek ne kadar doğru bilemiyorum. Sanki dış politikada dik durmakla diklenmek arasındaki o ince çizgi aşınıyor gibi.

Ak Parti’ye içeride yapılan saldırılar da öz güvenini sarsıyor ve onu daha fazla hataya zorluyor. Ak Parti bir ara sıkıştığı bir dönemde memur sendikacılığına sarıldı.  İşçi sendikacılığı gerekli mi bilemem ama Ak Parti’ye memur sendikacılığının akla ziyan olduğunu anlatamadık. “Memur güvencesine sahip olan insanların sendikası mı olur” dedik ama dinletemedik. “Bürokrasinin az mı hastalığı vardı ki bir de sendika virüsünü sokuyorsunuz” dedik dinleyen olmadı.

Memur sendikaları eğitim hizmetlerinde söz sahibi oldu da ne oldu. Öğretmenler sendikalaşınca eğitimin kalitesi mi arttı. Bunca çabaya ve kaynağa rağmen eğitimde beklenen iyileştirme olmadı ve olmayacak. Bazı sendikaların baskısıyla müdürleri değiştirip duracaksınız ama bu ülkenin eğitim kalitesinde beklenen iyileşme olmayacak.

Şimdi bir de taşeron sorunuyla karşı karşıyayız. Tamam, çalışma şartlarını iyileştirin, az kazananlara bir takım sosyal güvenceler sağlayın, fakat bir taraftan devlet memurlarının iş güvencesini azaltmaya çalışırken diğer taraftan çalışma esnekliğini neden ortadan kaldırıyorsunuz.

Hadi kendi bakanlıklarınızda çalışan taşeron işçileri kadrolara aktarıyorsunuz, bari belediyelere karışmayın, kendi kararlarını kendileri versin.

Hadi yeni bir anayasa çıkarmaya gücünüz yetmiyor bari mevcut anayasada yerel yönetimlere verilen hakları ihlal etmeyin. Beğenmediğiniz anayasa bile, idarenin merkezden yönetim ve yerinden yönetim esasına dayandığını söylüyor. En azından yerinden yönetim esasını ihlal etmeyin.

Belediyelere daha fazla yetki verilmesini, daha fazla kaynak aktarılmasını ve bu arada daha etkin denetlenmesini ve daha fazla hesap sorulmasını beklerken, iradeleri dışında yeni mali yükler yüklüyorsunuz.

Bırakın belediyeler koyduğunuz standartlara göre kendi kararlarını kendileri alsın, kendi işlerini kendileri yürütsün.

Taşeron sorununu başka türlü çözün, çalışanların çalışma şartlarını iyileştirmenin başka yolunu bulun.

Lütfen belediyelere kıymayın, lütfen onlar batırmayın. Unutmayın ki bu hak, merkezî hükümetin battığı dönemlerde, o belediyelerin “tekeden süt çıkarırcasına” yürüttüğü hizmetler sayesinde nefes aldı. Yarın aynı durumun olmayacağının bir garantisi yok

Ayrıca bakınız...

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, ...