.: Atilla Yayla

Âdil seçim (3)

Âdil seçimlerin bir diğer sübjektif şartı siyasî aktörlerin propaganda imkânları ve araçları bakımından eşit olması. Bazı yorumcular propaganda imkân ve araçlarına ulaşmada eşitsizliğin âdil seçime büyük bir engel teşkil ettiği söyleniyor. Bununla beraber bu çok genel bir açıklama. Ayrıntılara inmek ve bu bir olmazsa olmaz şart ise nasıl gerçekleştirilebileceği hakkında kafa yormak da gerekir.

Âdil seçimin objektif kuralları gereği her partinin basılı ve görsel medyada ilanlarla ve vaat ve faaliyet haberleriyle yer almaya teorik olarak eşit hakkı vardır. Ancak, kâğıt üzerindeki bu eşitlik hemen hemen hiçbir zaman fiiliyatta eşitlik olarak tezahür etmez. Bazı partiler medyada daha fazla yer bulurken bazılarından neredeyse hiç bahsedilmez. Bu durum seçimlerin âdil olmasına zarar verir mi? Verirse ne ölçüde verir?

İlânlarda, para ile kiralanan gazete sayfalarında veya televizyon programlarında daha az veya çok görünmek partilerin bütçe imkânlarıyla ve yayın organların seçiciliğiyle alâkalı olabilir. Yayın organları kamu tarafından finanse edilmediği sürece, bu durum, hoş olmasa da, kendi başına bir problem teşkil etmez. Neticede birer ticarî kuruluş olan gazeteler ve televizyonlar gerek ilân almada gerekse habercilikte genel yayın politikalarını bizzat belirleme hakkına sahiptir. Onlara bu bakımdan müdahalede bulunmak basın özgürlüğüne aykırıdır.

Ancak, aynı yorum kamu kaynaklarıyla finanse edilen yayın organları için yapılamaz. Varsa devlete ait radyo ve televizyonlar haber ve tartışma programlarında iktidar partilerine olduğu gibi muhalefet partilerine de yer vermek zorundadır. Devlete ait haber ajanslarının durumu da aynıdır. Bu yayın organları muhalefet partilerini görmezden gelirse, onların sesini duymaz ve kamuya aktarmazsa, haksız bir eşitsizlik yaratmış olur. Bu, seçimlerin âdil olmasına gölge düşürür. Başka bir deyişle, devlete ait yayın organlarının tüm partilerin halka ulaşım aracı olmasını âdil seçimin bir objektif kuralı gibi görmek mümkün.

Bu argümana verilebilecek bir cevap gelişen teknoloji ve piyasa sayesinde inanılmaz bir çokluğa ve çoğulluğa kavuşan görsel medya alanında devlete ait yayın organlarının artık bir önem taşımadığı -en azından eskisi kadar önem taşımadığı- olabilir. Bir yerde toru topu bir iki kanal varsa ve bunlar devlete aitse, bu kanalların yaratacağı etki yüzlerce kanalın olduğu bir yerde bunların yaratacağı etkiden çok daha fazladır. Medyada bu çokluk ve çoğulluk olmasaydı muhalefet partilerinin halka ulaşma kanaları önemli ölçüde tıkanmış olurdu. Şimdi durum böyle olmaktan çok uzak. Hemen hemen her demokratik ülkede devlet yayın organlarının medya sektörü içindeki ağırlığı dikkate almaya değmeyecek kadar az. Bu doğru ama bence bu durum devlet kanallarının sebep olduğu eşitsizliği ortadan kaldırmaz ve devlete ait radyo ve televizyonların daha makul ve dengeli yayın yapması konusunda ısrarcı olmak gerekir. Yoksa muhalefet partileri haklı olarak ayrımcılığa uğratıldıklarını ve haksız muameleye maruz bırakıldıklarını düşünür.

Özel yayın organları hakkında başka yorumlar da yapılabilir. Siyasal iktidarın desteğiyle ayakta kalan ve yayın yapan yayın organları varsa bu da partiler arasında propaganda imkânları açsından eşitsizlikler yaratır. Bu yayın organları muhalefeti tamamen dışlayarak iktidar için çalışan organlara dönüşebilir. Bu da âdil seçim açısından istenmeyecek bir durumdur.

Medyada temerküzün yaratabileceği eşitsizlikleri tamamen ortadan kaldırmayacak olsa bile hafifletebilecek bir iki noktaya dikkat çekebiliriz. Medya araştırmaları medyanın okuyucuları yönlendirmesi kadar okuyucuların da medyayı yönlendirdiğini gösteriyor. Medyanın seçmen tercihleri üzerinde sanıldığı, inanıldığı, iddia edildiği kadar etkili olmadığına dair birçok çalışma var. Seçmenler medyayı tüketmede seçici, okuduğu gazetenin, seyrettiği televizyonun peşinden gitmek yerine çizgisine uygun yayın organlarını takip ediyor.  Bu yüzden, medyada temerküz, temerküzün lehine gerçekleştiği siyasî çizginin zaferini garanti etmiyor. Hatta bazı durumlarda bu tür bir temerküzün seçmenler için ters müşevvik sağlaması bile söz konusu olabiliyor. Bu yüzden, medyada ağırlığı olan kanadın peşin ve erken zafer diğer kanadın da mutlak ve kaçınılmaz mağlubiyet havasına girmesi yanlış ve gereksiz.

Diğer bir nokta sosyal medyanın etkisi. Sosyal medyanın seçmen davranışları üzerindeki etkisi hakkında yeterince araştırma yok. Alan çok yeni. Ancak, sosyal medyanın geleneksel medyaya ortak çıktığı kesin. Zaman içinde sosyal medyanın ağırlığının artacağını tahmin edebiliriz. Sosyal medya medyayı demokratize etti ve temerküz imkânını ortadan kaldırdı veya daralttı. Bu da geleneksel medyadaki temerküzün muhtemel menfi etkilerini azaltabilir. Ama diğer taraftan sosyal medyanın manipülasyonlara geleneksel medyadan daha açık olduğunu da unutmamak lâzım.

Propaganda araç ve imkânlarında eşitsizlik partilerin dışından değil içinden de kaynaklanabilir. Partilerin duruşları, vaatleri, beyannameleri, fikir çizgileri halkın farklı derecelerde ilgi ve takdirine mazhar olabilir. Başka bir deyişle partilerin medyada yer bulma derecelerinin eşit veya eşite yakın olması onların seçmen kitlesi üzerinde etkisinin aynı olacağını göstermez, bunu garanti etmez.

Partilerin varsa tarihî sicili, başarı-başarısızlık karnesi, seslendirdiği fikirlerin niteliği, liderlerin karizmatik görülüp görülmemesi, hatta fiziksel görüntüleri ve ses tonlarıyla hitabet becerileri bile partiler arasında eşitsizlik yaratabilir Katı ideolojik bir parti tüm propaganda araçları onun emrine verilse bile geniş kitlelere hitap edemez, ancak marjinal tabakaları heyecanlandırabilir. İyi hitap eden öyle olmayana göre avantajlı olur. Özgül bir alanda, uçağa binmekten korkan bir siyasî lider korkmayana göre daha fazla yere gitme ve daha fazla insana bizzat hitap etme bakımından dezavantajlı olur.

Sağlığı daha iyi, enerjisi daha yüksek olan öyle olmayandan daha yüksek şansa sahiptir.

Sonuç olarak, âdil seçimin sübjektif şartları arasında gerçekten önemli sayılabilecekler yanında fazla önem taşımayan, hatta şart olup olmadığı sorgulanabilecek olanlar da vardır. Sübjektif şartların bir kısmı şu veya bu ölçüde gerçekleştirilebilir, bir kısmının ise yanına bile yaklaşılamaz. Nitekim daha ziyade sübjektif şartları öne çıkaranlar bu şartların nasıl karşılanacağı hakkında neredeyse hiç bir şey söylemiyor, söyleyemiyor. Bu yüzden, âdil seçimin objektif şartları sübjektif şartlarından her zaman her yerde daha önemli ve önceliklidir.

Yeni Yüzyıl, 09.06.2018