.: Adnan Küçük

Adalet Yürüyüşü: 15 Temmuz Halk Direnişini İtibarsızlaştırma Operasyonu

MİT tırlarına ait görüntüleri gazeteci yazar Can Dündar’a verdiği gerekçesiyle yargılanan CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu, 14.06.2017 tarihinde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askerî casusluk maksadıyla açıklamak” suçundan 25 yıl hapis cezasına mahkûm edildi ve aynı mahkeme, Berberoğlu hakkında tutuklama kararı verdi. Bu tutuklama kararı sadece Berberoğlu’na mahsus bir uygulama değildir; benzer suçlardan dolayı benzer cezaya mahkûm olan hemen herkes hakkında tutuklama kararı verilmektedir. Asıl benzer durumdaki diğer kişiler hakkında tutuklama kararı verip Berberoğlu hakkında tutuklama kararı verilmemesi onun için eşitliği ihlâl eden bir imtiyaz teşkil edecektir.

CHP, Mahkemenin bu kararına tepki göstererek, 15.06.2017 günü “Adalet Yürüyüşü(!)” adı altında Ankara’da başlayıp İstanbul’da bitecek olan yürüyüşü başlattı. Bu yürüyüş 9 Temmuz 2017 günü sona erdi. Yürüyüşün bittiği gün, Kılıçdaroğlu Maltepe Meydanında bir konuşma yaptı. Konuşmada yargıyı ciddi manada töhmet altında bırakan sözler sarf ettiği gibi, 15 Temmuz’la da alâkalı çok çelişkili beyanlarda bulundu.

Bu yürüyüşü, 15 Temmuz’dan bağımsız olarak düşünebilmek oldukça zordur. Büyük resmi görmeden, adalet yürüyüşünü(!) sağlıklı olarak tahlil edebilmek mümkün değildir. Çünkü “15 Temmuz kanlı darbe girişimi-CHP’nin 15 Temmuz ve sonrasına tepkisi-FETÖ-MİT TIR’ları operasyonu-Enis Berberoğlu’nun mahkûmiyeti ve tutuklanması-adalet yürüyüşü” birbiri ile ilişkili zincirleme hadiselerdir. MİT TIR’ları operasyonu FETÖ terör örgütü tarafından tezgâhlanan bir hadisedir. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararda, Enis Berberoğlu’nun, bu operasyonu tamamlayıcı yönde  “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askerî casusluk maksadıyla açıklamak” fiilini gerçekleştirdiği ifade diliyor.

Bu mahkûmiyet kararı hukuken nihaî nitelikte değildir. Bunun bir de istinaf ve temyiz aşamaları vardır. Kısaca devam etmekte olan bir yargılama süreci söz konusudur. Yapılacak istinaf mahkemesi ile temyiz başvuruları üzerine yüksek mahkemenin ne yönde kararlar vereceklerini şimdiden kestirebilmek mümkün değildir. Burada şu soru akla takılmaktadır: “Acaba adalet yürüyüşü(!) olarak nitelenen bu yürüyüş ne kadar hukukî ve masumdur?” Bu meselenin hem hukukî, hem de 15 Temmuz’la da ilişkili siyasî yönü mevcuttur.

Bu yürüyüşün, hukukî meşruiyet açısından tahlil edildiğinde, anayasal olarak ciddi manada sorunlu olduğunu ifade etmek gerekir. Elbette ki “gösteri yürüyüşü” Anayasal ve kanunî bir haktır. Anayasanın 34. Maddesine göre, “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız …gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir”. Fakat bu hakkın kullanılması sınırsız değildir. Burada anayasal olarak hukuken sorunlu bir durum söz konusudur. Şöyle ki; Anayasanın 138. Maddesine göre,

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz”.

Bu hükümle amaçlanan, görülmekte olan bir dava ile alâkalı olarak yargıya yönelik baskıların oluşmasına mani olmak; bu yolla yargı bağımsızlığını tesis etmektir. Bu yasaklayıcı anayasal emrin kapsamına CHP de dâhildir. Berberoğlu hakkında devam etmekte olan bir yargılama söz konusudur. CHP tarafından başlatılan “Adalet Yürüyüşü(!)” ile görülmekte olan bir yargılama ile alâkalı olarak mahkeme üzerinde kamuoyu baskısının oluşturulması amaçlanmaktır. Sayın Kılıçdaroğlu, yürüyüş sonrasında Maltepe’de yaptığı konuşmada bütün hâkimleri töhmet altında bırakacak şekilde “20 Temmuz sivil darbesinden sonra dosyada delil varmış yokmuş hiç önemli değil. Hakim gözünü dikmiş saraya. Saraydan gelen talimata göre karar veriyor. 20 Temmuz sivil darbesinden sonra delilsiz ceza verme dönemi başlamıştır. Bunu her yerde herkese anlatmak Türkiye’nin görevidir” sözünü sarf etmiştir. Bu sözle Kılıçdaroğlu, bütün mahkemeleri ve hâkimleri, mesleğin gerekleri ile uyumlu olmayan şahsiyetsiz, kimliksiz, güvenilmez hale getirmeyi hedeflemektedir.

Diğer yandan bu yolla yargılamayı yürüten mahkeme, Berberoğlu hakkında beraat kararı vermeye zorlanmaktadır. Bu durumda, hâkimlerin, görevlerini “yargı bağımsızlığı çerçevesinde, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre yerine getirebilmeleri” oldukça zordur. Bu yürüyüş, kesinleşen bir mahkeme kararı üzerine yapılsa hukuken sorunlu olmayabilirdi. Fakat kararın kesinleşme süreci beklenmedi; ilk derece mahkemesininsöz konusu kararı üzerine yapılan bu yürüyüşün yargı bağımsızlığı bağlamında hukuken masum olduğu söylenemez.

Gelelim meselenin siyasî veçhesine. Türk Halkının 15 Temmuz FETÖ’cü darbe kalkışmasını püskürterek demokrasiye sahip çıkması üzerine, 25.10.2016 Tarih ve 6752 Sayılı Kanunla 15 Temmuz “Demokrasi ve Milli Birlik Günü” ilan edildi. Bu yürüyüşün bitiş tarihi olan 9 Temmuz günü, 11 Temmuz gününden itibaren başlayan 15 Temmuz “Demokrasi ve Milli Birlik Günü” etkinliklerine yakın bir zamana denk gelmektedir. Yürüyüşün bitim günü yapılan konuşma her ne kadar 9 Temmuzda bitmiş ise de, kamuoyunda, 15 Temmuz ile yargı yürüyüşü birlikte tartışılmakta, yargı yürüyüşünde sarf edilen bazı ipe sapa gelmez sözler, tartışmaların odağına yerleşmekte, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü kutlanmaları ciddi manada gölgelenmiş olmaktadır.

Diğer yandan adalet yürüyüşü(!)nün yapılmasını tetikleyen hadise FETÖ tarafından organize edilen MİT TIR’ları ile alâkalı bir fiildir. 15 Temmuz 2016 günü gerçekleştirilen hadise, FETÖ tarafından organize edilen tarihimizin en kanlı darbe girişimine karşı Türk Halkı tarafından gerçekleştirilen, dünya tarihinde eşi benzeri olamayan bir şanlı halk direnişi hadisesidir. Burada, bir zamanlar Rusya’da Yeltsin tarafından gerçekleştirilen tankın üzerine çıkarak komünist kalkışmasını engelleme hadisesinin yüz kat fazlası, Türk halkı tarafından, hem de silahsız olarak, caddelere, sokaklara, meydanlara, tankların üzerine çıkılarak gerçekleştirilmiştir. 15 Temmuzda gerçekleştirilen tarihimizin en kanlı darbe girişimi üzerine, hükümet 20 Temmuz 2017 günü OHAL ilan etti. Maksat, bu hunhar kanlı darbe girişimini gerçekleştirenlerin, hem devlet bünyesinden atılmalarını, hem de lâyık oldukları cezaya çarptırılmalarını sağlamaktır. Bütün demokratik hukuk devletlerinde OHAL rejimi mevcuttur. Şartları oluştuğunda OHAL ilan edilir. Bu ülkelerde OHAL, anayasal bir rejimdir. Nitekim Fransa’da meydana gelen iki kanlı terör eylemi üzerine iki yıla yakın bir süredir OHAL uygulaması söz konusudur. OHAL rejimi Fransa’da ne kadar anayasal, hukukî ve meşru ise Türkiye’de ilan edilen OHAL rejimi de o kadar anayasal, hukukî ve meşrudur.

Bu 15 Temmuz şanlı halk direnişi karşısında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu her ne kadar 7 Ağustos 2016 günü Yeni Kapı’da gerçekleştirilen “Demokrasi ve Şehitler Mitingi”ne, Çölaşan’ın ifadesiyle “darbe destekçisi görünmemek için” katılmak zorunda kaldı, muhtelif kereler yaptığı konuşmalarda, 15 Temmuz darbesini lanetledi, benzer sözleri 9 Temmuz günü Maltepe’de de söyledi, bu yolla darbe girişimine karşı olduğu yönünde bir görüntü ortaya koymaya çalıştı ise de, yaptığı diğer bazı değerlendirmeler, CHP’nin hiç de 15 Temmuz darbe girişiminin karşısında olmadığını ortaya koymaktadır. Şöyle ki;

CHP liderine göre, 249 kişinin şehit edildiği, 2193 kişinin yaralandığı 15 Temmuz FETÖ kalkışması bir kontrollü darbedir. Kılıçdaroğlu’na göre, asıl darbe 15 Temmuz günü FETÖ terör örgütü tarafından gerçekleştirilen hunhar kanlı darbe girişimi değil, 15 Temmuz darbecilerinin tasfiye edilmelerini ve layık oldukları cezalara çarptırılmalarını amaçlayan 20 Temmuz 2016 tarihli OHAL ilanı kararıdır. Bir parti lideri, anayasal, hukukî ve meşru olan ve 15 Temmuz FETÖ kalkışmasını bertaraf etmeyi amaçlayan OHAL ilan kararını “asıl darbe” olarak gayrı meşru ilan ediyorsa, benim bu değerlendirmeyi masum olarak görebilmem asla mümkün olamaz. OHAL ilanını asıl darbe olarak ilan etmek, esasen zımnen hunhar 15 Temmuz FETÖ’cü kalkışmayı gönülden desteklemek manasına gelmektedir.

Kılıçdaroğlu bu değerlendirme ile de yetinmiyor, KHK’lar kapsamında bir milyon mağdurun varlığından söz ediyor. Yani bütün FETÖ’cüleri mağdurlar kapsamında değerlendiriyor. Kısaca FETÖ’cüler için koruyucu gardiyan rolünü üstleniyor. Bu şartlar altında Kılıçdaroğlu’nun 15 Temmuz Kanlı darbe girişimini lanetlemesinin bir manası kalmıyor.

Bu kanaati besleyen bir durum da, 15 Temmuz günü İstanbul 15 Temmuz Şehitler köprüsünde sivillere kurşun sıkarak şehit eden hain darbeci askerin babasının da, hain oğlunun hakkını korumak amacıyla bu yürüyüşte yer almasıdır. Bu açıkça bilinen bir FETÖ’cüdür. Bir de sayısını bilmediğimiz kadar FETÖ’cünün Kılıçdaroğlu’nun bilgisi altında bu yürüyüşte yer almaları dikkate alındığında, adalet yürüyüşü, 15 Temmuz halk direnişini itibarsızlaştırma amacına yöneldiği kanaatini iyicene güçlendirmektedir.

Burada kısaca üç tane amacın söz konusu olduğu görülmektedir.

Birincisi, mahkemeleri, görülmekte olan bir dava ile alakalı olarak Berberoğlu lehine karar vermeye zorlamak; bu yönde yoğun bir kamuoyu baskısı oluşturarak yargı bağımsızlığını ortadan kaldırmak.

İkincisi, bu yürüyüşün bitiş tarihinin denk geldiği 15 Temmuz “Demokrasi ve Milli Birlik Günü” etkinliklerini itibarsızlaştırmaktır.

Üçüncüsü, kamuoyunda, yargıda görev yapan hâkim ve savcıların AK Parti’nin emrinde görev yapan memurlar olduğu yönünde kanaat oluşturarak, bundan sonra FETÖ’cüler hakkında verilecek kararları tamamen tartışmalı ve güvenilmez hale getirmektir.

CHP bu yürüyüşte yalnız da değildir. CHP tarafından tanzim edilen bu yürüyüşe FETÖ’cüler yanında HDP’liler de açıkça destek vereceklerini ilan ettiler ve yürüyüşün belli aşamasında bazı HDP’liler yürüyüşte yer aldılar. Kısaca bu yürüyüşte CHP+HDP (HDP ile bütünleşik olan PKK da buna dâhil edilebilir)+FETÖ ittifakı söz konusudur.

Kısaca ifade etmek gerekirse, Türkiye’de Cumhuriyet sonrası bütün askerî darbelerin anası ve menbaı hükmünde olan 27 Mayıs 1960 askerî darbesini bütünüyle benimseyen CHP 15 Temmuz karşısında, “gerçek darbenin 20 Temmuz OHAL ilan kararı” olduğunu söyleyerek, 27 Mayısta sergilediği davranışın bir benzerini 15 Temmuz kalkışmasına karşı sergilemiş olmaktadır. Kısaca CHP’nin darbeci kimliği ile çelişmeyen bir tutum söz konusudur. Her ne kadar zoraki katılmak zorunda kaldığı 7 Ağustos “Demokrasi ve Şehitler Mitingi”nde 240 şehidimiz var. Onlar bizim demokrasi tarihimizin altın sayfalarında yerlerini alacaklar. Onları unutmayacağız. Unutturmayacağızsözünü sarf etse de, Kılıçdaroğlu’nun, “AdaletYürüyüşü(!)” ile 15 Temmuzu unutturmayı, zihinleri bir başka noktaya odaklandırmayı, bu yolla 15 Temmuz şanlı halk direnişini; “Demokrasi ve Milli Birlik Günü” etkinliklerini itibarsızlaştırmayı amaçladığı söylenebilir. Kılıçdaroğlu, “Demokrasi ve Milli Birlik Günü” etkinliklerini itibarsızlaştırmayı amaçlayan bu yürüyüşün bir başlangıç olduğunu ifade ediyor. Burada Gezi Olaylarında olanların benzeri bazı hadiselerin gerçekleştirilmesinin amaçlandığı görülmektedir.

Fakat şunu çok açık ve net bir şekilde ifade etmek isterim ki, artık CHP ve darbeci koalisyonun ipliği pazara çıkmaktadır. Türk halkının büyük ekseriyetinin, haricî odaklar tarafından da hararetle desteklenen bu itibarsızlaştırma operasyonuna itibar edeceği kanaatinde değilim. 15 Temmuz Türk halkının demokrasiye sımsıkı sahip çıktığı gündür. 15 Temmuz “Demokrasi ve Milli Birlik Günü” etkinlikleri ile halk demokrasiye sahip çıktığını ortaya koymaktadır. 15 Temmuzun her sene-i devriyesinde, halk daha büyük bir coşku ve katılımla demokrasiye sahibiyetini perçinleyecektir. Sinek vızıltısı kabilinden sergilenen karşı duruşlar, tarihin karanlık sayfalarında kalmaya mahkûmdur. Türk Halkının büyük çoğunluğunun demokrasi yanında sergilediği kararlı duruşa karşı darbeci tutumu sürdürebilmek artık mümkün olmaktan çıkacaktır. Tüm Türk Halkının “Demokrasi ve Milli Birlik Günü”nü  can-ı gönülden tebrik ediyorum.

Ayrıca bakınız...

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, ...