.: Yusuf Şahin

Abdullah Gül ve Haşim Kılıç: Aynı Gelenekten İki Aday

17 Aralık 2013 darbesinden bir gün önceki yazımda, seçime doğru bir bilgi-belge savaşı başlatılacağını, Ak Parti ile Cumhurbaşkanı arasının açılmak isteneceğini, bu bloğa Bülent Arınç gibi ılımlı isimlerin de eklenerek Abdullah Gül’ün etrafında bir muhalefet oluşacağını; ama dershaneler sonrası gelişmelerin bu senaryomu ihtimal dışı bıraktığını belirtmiştim.

Yine o yazımda, “daha bildik” ve “tabiatı itibariyle öngörülebilir” başka bir kişi etrafında bunun deneneceğini iddia etmiştim.

***

Benim bugünkü iddiam şu: Başbakan, Cumhurbaşkanı olmayacak. Bu argümanımın çok sayıda gerekçesi var.

1. Ak Parti, Başbakan olmadan bir arada tutulabilecek bir parti değil. Son seçim sürecinde bir kez daha gördük ki, Ak Parti seçmenini ancak Başbakan bir arada tutabiliyor. Bana göre Cumhurbaşkanımızdan başka, Ak Parti içinde, Başbakandan sonra partiyi götürebilecek bir aday da yok. Peki, Putin-Medvedev formülü uygulanamaz mı? Bence, uygulanamaz.

2. Putin-Medvedev formülü bizim gibi parlamenter bir sistemde uygulanmadı. Ayrıca, orada, birincil kişilik Putin’di ve Putin ilk olarak Devlet Başkanlığı yaptı. Bizde ise tersi bir durum var. Cumhurbaşkanımız Başbakan olursa partiyi toparlayabilir mi? Evet, toparlayabilir. Ama ben yine de bunu ihtimal dâhilinde görmüyorum.

(a) Abdullah Gül, Cumhurbaşkanlığı yapmış biri olarak, tekrar Başbakanlığa geri dönmeyi istemez. Bundan ziyade, Ak Parti’nin adayı olarak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmayı daha fazla arzu eder.

(b) Halen Ak Parti içinde Abdullah Gül’ün yakın çalışma arkadaşlarından az sayıda isim kaldı. Bunu Cumhurbaşkanı biliyor. Abdullah Gül, Ak Parti’nin başına geçtiğinde, meselâ, önümüzdeki seçimlerde Ak Parti’yi kendi ölçülerine göre dizayn etmek isteyecektir. Ama Cumhurbaşkanı olmuş R. Tayyip Erdoğan’ın buna kayıtsız kalabileceğini söylemek mümkün mü? Bence değil. Başbakanımız, Ak Parti’yle adeta bütünleşmiş durumda. Çankaya’ya çıktığında da partiye müdahale etmek isteyecektir. Ancak, Cumhurbaşkanlığı yapmış bir Abdullah Gül’ün buna müsaade edeceğini varsaymak, insan tabiatı konusunda aşırı iyimser olmak anlamına gelir. Parti’nin başına geri döndüğünde sürekli müdahale gelebileceğini bilebilecek durumda olan Abdullah Gül’ün, mutlaka bir şey yapmak isteyecekse, bunu partiye geri dönerek yapmayacak diye iddia ediyorum.

(c) Teknik bir sorun da var: Abdullah Gül Ak Parti’nin başına geri dönerse, seçimlere bir yıl var. Milletvekili olmayan birinin Başbakan olması mümkün de değil. O zaman, parti başkanı başka, bir yıl süreyle Başbakan başka biri olacak demektir. Bu kadar çalkantılı bir dönemde bunun sürdürülebilir bir şey olmadığını, bence, her iki lider de bilebilecek durumdadır.

3. Türkiye’de geniş kitleleri kucaklayacak bir Cumhurbaşkanı adayının sağ seçmenden de oy alması, üstelik de bu oyun hatırı sayılır bir oy oranına erişmesi, kaçınılmaz gözüküyor. Ana muhalefet, bugün verdiği mesajla, yerel seçimlerde üstü kapalı bir şekilde kurulan ittifakı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de sürdürmek istediğini ortaya koymuş oldu. Burada akla, Mansur Yavaş gibi bir aday geliyor. Kanaatimce Mansur Yavaş, ana muhalefetin kafasındaki aday değil. Ama belirlenmek istenecek adayın, Mansur Yavaş gibi bir aday olduğu kesin. Sağ seçmenden oy alması muhtemel bir aday bulunması gerekiyor.

4. Bana göre iki tane Cumhurbaşkanı adayı var. Biri, Abdullah Gül; ikincisi de Haşim Kılıç. Benim, dershanelerle ilgili tartışmalardan önceki senaryomda, Abdullah Gül tek adaydı. Ama Abdullah Gül, dershaneler konusunda iktidarın yanında durdu, paralel yapıyla arasına mesafe koydu. 17 ve 25 Aralıkta yaşananları, olağan karşılamadı, paralel yapının kabul edilemez olduğunu vurguladı; en son yaşanan krizde de, ülkenin güvenliğiyle ilgili bir konuda yapılan dinlemenin yanlışlığını vurgulayarak hükümetle aynı yerde durdu. Daha önce de yazmıştım: Ben, Abdullah Gül’ün Ak Parti’yle çatışan değil uzlaşan bir politika izlediğini görüyorum. Bana göre 17 Aralıktan önce mi, sonra mı, onu tahmin edemiyorum ama Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığında devam etmesi konusunda bir mutabakata varıldı. En azından benim iddiam bu yönde. Bu, Ak Parti açısından gerekli de:

(a) Abdullah Gül, Ak Parti seçmeninin oylarını alabileceği gibi Cumhurbaşkanlığı makamı açısından “daha bildik” ve “tabiatı itibariyle öngörülebilir”  olmasından dolayı başka partilerin seçmenlerinden de oy alabilir.

(b) Daha aktif bir kişiliğe sahip olan Başkanımız, hem aktif olmaya devam eder hem de çocuğu gibi büyüttüğü partiyi bir arada tutabilir.

(c) Aşağıda belirtecek olduğum “muhalefet adayı”nın şansını azaltmış olur.

4. Ana muhalefet partisinin de destek verebileceği bir kişinin sağ seçmenden önemli miktarda oy alması gerekiyor. Mansur Yavaş, Ankara’da bunu kısmen başardı. Ama benim aklıma, Türkiye çapında bunu yapabilecek ve tercihen MHP tabanından gelecek bir aday gelmiyor. O zaman, Ak Parti tabanına daha yakın bir isim düşünülme ihtimali var. Bu bir spekülasyon, biliyorum ama benim öngörüme göre bu aday, Haşim Kılıç olacak. Daha önce de yazdım: Abdullah Gül’ün bu senaryonun içine çekilmesi ihtimali, bugün itibariyle sıfır. Ama Mustafa Balbay kararıyla başlayan ve memleketin özgürlükle ilgili bütün sorunlarında kurtarıcı rolü üstlenen Anayasa Mahkemesi Başkanı, Cumhurbaşkanlığına çıktığında –Başbakana göre- “daha bildik” ve “tabiatı itibariyle öngörülebilir” bir kişiliğe sahip. Bu iki vasıf bakımından yarışabileceği tek kişi de Abdullah Gül.

Haşim Kılıç ile Cumhurbaşkanı ve Başbakanın dostluklarından hareketle, bu senaryonun çok uçuk kaçık olduğu düşünülebilir. Ama iktidar mücadelesi, en yakın dostları bile birbirine düşürebilir. Peygamberimiz (SAV)’den hemen sonra yaşanan tatsız hadiseler, Müslümanlar arasında da iktidar için nelerin yaşanabileceğinin en açık kanıtlarıdır. Son seçim sürecinde Ak Parti ile paralel yapı arasındaki mücadele bunun son kanıtı değil mi?

Sivil Dusunce