.: Berk Ünlü

ABD’deki silahlı saldırılar, Akdeniz’de Türkiye, FED Kararı

ABD’de gerçekleşen Texas, Ohio ve Chicago’daki saldırılardan sonra kısa süreli bir şaşkınlık ortaya çıktı. Ancak bu tip saldırılar ABD’de ilk defa ortaya çıkmıyor ve sonuçlarının yorumları da yeni görünmüyor. Bir anda ortaya çıkan ve engellenemez görünen saldırılardan sonra saldırganlar istediklerini almışa benziyorlar. Saldırılar terör eylemleri olarak adlandırılamasa da en az terör eylemlerinin oluşturduğu şaşkınlığı, korku ve öfkeyi ortaya koyuyorlar. Bu tip saldırılar ABD’de sürekli bir tartışmayı da beraberinde getiriyor. Bunun bir tanesi ABD’de hükümetin bu tip saldırıları engelleyememesi. Burada ise karşımıza bir problem çıkıyor. Bu tip saldırılar birer terör eylemi kapasitesinde olmadığı için istihbaratın da konusu olmuyor. Böylelikle önceden engellenmesi pek mümkün görünmüyor.

ABD’de bu tip saldırılar sonrasında ortaya çıkan tepkiler de saldırıların neden kolaylıkla engellenemediği hakkında fikir veriyor. Özellikle bireysel silahlanma karşıtlarının bir türlü görmek istemedikleri bir tablo var. Silahlı saldırganların bireysel silahlanma yüzünden rahatlıkla saldırabildiklerinden bahsediliyor. Bu görüş problemli. Çünkü saldırılar aniden geliştiği için saldırıya maruz kalanların saldırıları bir anda engellemesi eğer saldırıya maruz kalanların silahları yoksa mümkün görünmüyor. Böyle bir durumda polisin gelmesini de bekleyemeyeceğiniz ortada. Burada durum açıktır ki ancak bireysel silahlanma ile giderilebilir. Bireyler kendilerini korudukları ölçüde saldırganlara karşı caydırıcı güç olabilirler. Bu gerçeği kabul etmeden yapılan yorumlar saldırganları daha çok teşvik etme problemini içinde barındırır.

Türkiye’nin Akdeniz’deki hakları

Yakın zamanda tekrardan ortaya çıkan Akdeniz’deki enerji kaynaklarının aranması üzerinden gelişen güç mücadeleleri Türkiye’nin burada ortaya koyduğu pozisyonun anlamı açısından önem taşıyor. Türkiye Kıbrıs üzerinden özellikle Kıbrıs çevresindeki olası enerji kaynaklarını aramada hakkı olduğunu söylüyor. Bu isteğinde oldukça haklı. Egemen bir devlet olarak ve Kıbrıs’taki haklarını açıkça ortaya koymuş bir Türkiye, Kıbrıs çevresinde olduğu varsayılan doğal kaynaklardan payına düşeni almaktan da vazgeçmeyecektir. İşin Yunanistan tarafı ise beklenildiği gibi Türkiye’nin, Kuzey Kıbrıs’ın uluslararası tanınan bir devlet olmamasından ötürü Kıbrıs çevresinde haklarının olmadığını iddia ediyor. Mesele gerçeğinde ise uluslararası hukukun hükmünden farklı oluyor. İş dönüp dolaşıp egemen devletlerin güç mücadelelerine dönüyor.

Akdeniz’in doğusu zaten Rusya, ABD, İran, İsrail’in güç mücadelelerini yansıtmakta. Bu durumda Türkiye’nin kendi pozisyonunu ortaya koyması, meseleyi enerji kaynaklarını aramanın da ötesine koyuyor. Türkiye Suriye politikasının gösterdiği şekliyle Suriye ve İsrail üzerinden yürüyen politikalarda açıkça söz hakkı olduğunu gösteriyor ve enerji kaynaklarını araması ile geliştirdiği pozisyonunu açıkça ortaya koyuyor. Türkiye’nin enerji arama haklarını kullanması Suriye ve İsrail tarafından özellikle engellenmesi olasılığını da içeriyor. Bilindiği gibi Türkiye’nin bu iki devletle arasının iyi olmamasından kaynaklanan problemlerine Akdeniz üzerinden yenisinin eklenmesi Türkiye için sıkıntı yaratmaya devam edeceğe benziyor.

FED kararı ve para politikaları

Geçtiğimiz hafta popüler bir deyimle gözler FED’in üzerindeydi. FED’in 11 yıl sonra faiz indiriminde bulunduğu haberi gündemde yer aldı. ABD’de FED’in yapacağı açıklamalar zaten her zaman olağanüstü ölçüde dikkatleri çekiyor. ABD dışındaki ülkeler de bundan paylarını alıyorlar. Dünya bir bakıma FED’den gelecek açıklamalara odaklanıyor ve her kritik açıklama büyük taşları yerlerinden oynatma potansiyelini içinde barındırıyor. Uzun zaman sonra gelen faiz indirimi kısa bir açıklama gibi görünse de etkileri açısından siyasette o kadar kısa sonuçlar doğurmuyor. FED başkanlarının bu durumlarda oynadıkları kritik roller de her zaman dikkat çekici oluyor.

Son zamanlarda Türkiye’nin de gündeminde olan faiz indirimleri olumlu olarak yorumlansa da bunun problemli bir yönü var. Paraya ne kadar kolay ve ucuz ulaşılırsa alınan paranın harcanması da o kadar kolay ve hesapsız olabiliyor. Faizlerin indirilmesi reel ekonominin işlemesi açısından kritik olarak görülse de reel ekonomiyi görece düşük faizlerle daha sağlam bir yere oturtamayabilirsiniz. Bunun yanında faizlerin bir piyasa faktörü olarak ele alınması da gerekli. Merkez bankalarının siyasal müdahaleleri kısa vadede dahi ekonomide problemlere sebep olur. Bu müdahalelerden uzaklaşmak ve sıyrılmak ise daha sağlıklı bir ekonominin olmazsa olmazlarındandır. Faizler açıkça birer piyasa faktörü oldukça bundan herkes daha çok faydalanacaktır.