.: Atilla Yayla

ABD Seçimlerinden Dersler

ABD seçimleri, birçok gözlemcinin beklediği üzere, bir çıkmaza girdi. Her ne kadar Biden yarışı önde götürüyor ve bitiş ipini göğüsleyecek gibi görünüyor olsa da bu seçimlerin hem ABD’nin kendisi hem de genel olarak demokrasi teorisi ve pratiği açışından anlamları ve sonuçları var. Bu yüzden, ben bu yazıda adayların karakterleri ve bunun izleyecekleri politikalara tesiri ile seçim sonuçlarının dünyaya muhtemel etkilerinden ziyade seçim güvenliği üzerinde durmak istiyorum.

Demokrasi yürütülmesi zor bir rejim. İktidarların (ve kimi durumlarda muhalefetin) hangi icraatlarının demokrasiye uygun olup olmadığının her vakada yeterince açık ve net olmamasına ilaveten demokrasiyi koruma arzusu da çeşitli bilinmezliklere ve sıkıntılara yol açmakta. Ancak, daha önce de çeşitli yazılarımda vurguladığım üzere, demokrasinin en önemli gereklerinden biri seçim güvenliği. Âdil, rekabetçi ve serbest seçim yapamayan bir ülkenin demokrasi olması ve/veya demokrasi olarak kalması çok zor. ABD şimdi ciddî bir seçim güvenliği sorunuyla karşı karşıya ve bu sorunun sadece kendisi için değil tüm dünya için sonuçları var. Başka bir deyişle sorunun demokrasi blokunun bir çevre ülkesinde değil mihver ülkesinde vuku bulması demokrasinin itibarına büyük darbe indiriyor ve ABD’nin dünyanın başka ülkelerinde samimi veya gayri samimi bir şekilde üstlenmeye çalıştığı öncü demokrat role bir darbe daha indiriyor.

ABD’nin seçim güvenliği sorununun çeşitli kökleri ve yansımaları mevcut. Bunların bir kısmı kadim bir kısmı yeni. ABD’nin genel problemi başkan seçiminde başkanın doğrudan halk tarafından değil seçimlerle oluşan bir ikinci seçmenler heyeti tarafından seçilmesi. Bu, Amerikan kurucu babalarının demokrasiye olan güvensizliğinin bir yansıması. Kurucular bu yolu tesis etmek suretiyle cahil halk kitlelerinin yönetime ağrılık koymasının önüne geçmek istemişti. Bu sayede oyların çoğunluğunu değil azınlığını alan bir kişi de başkan seçilebiliyor. ABD tarihinde bunun son örneği mevcut başkan Trump’ın rakibi Clinton’dan daha az oy almasına rağmen seçimden başkan olarak çıkmasıydı. Ancak, köprülerin altından çok sular aktı ve bugünün standartlarıyla bu düzenlemenin pek de demokratik olmadığı ve halkın iradesinin sandıktan yönetme yansımasına engel olan durumlar yarattığı gayet açık.

ABD’nin seçim güvenliği sorunun bir diğer ayağı, mektupla oy kullanmanın yarattığı sıkıntılar. Şüphe yok ki ABD gibi hem coğrafya hem de nüfus bakımından geniş bir ülkede insanların seçimlere mektupla katılması uygulaması iyi niyetle yapılmış ve işe yarar bir düzenleme. Ancak, federal bir sisteme sahip olan ülkede buna ilişkin düzenlemelerin değişiklik göstermesi bir belirsizlik ve haksızlık yaratma potansiyeline sahip. Nitekim mektupla oy kullanma hakkında zamana ilişkin olarak eyaletten eyalete değişlik gösteren düzenlemeler var. Bazı eyaletler seçim günüyle sınırlı tuttuğu mektupla oy verme hakkı diğer bazı eyaletlerde 12 Kasım’a kadar, yani seçim gününden dokuz gün sonrasına kadar uzayabiliyor. Bu elbette hoş olmayan bir durum ve Trump’ın şikayetleri bu bakımdan çok da yersiz değil. Bu görüşe yapılabilecek bir itiraz, düzenlemelerin seçimlerden önce yapıldığı ve ilan edildiği olabilir. Ne var ki, bu durum problemi bir dereceye kadar hafifletebilir ama tamamen ortadan kaldırmaz.

Amerikan seçim sisteminin bir diğer önemli problemi, seçimlerin kimin gözetim ve denetiminde yapılacağı. Amerikan seçimlerinde itirazlar olursa iş yargıya havale edilebiliyor ve en sonunda vakalar Amerikan Supreme Court’una kadar taşınabiliyor. Ama olağan şartlarda seçimi gözetleyen ve oyları sayan, idare cihazı. Her ne kadar Amerikan bürokrasisinin diğer birçok ülkenin bürokrasisine nazaran daha temiz ve dürüst olduğu kabul edilebilirse de bu durum şimdiki gibi kutuplaşmanın arttığı ve gerilimin yükseldiği kritik zamanlarda çok kötü neticelere yol açabilir. Seçimlerin Türkiye’de olduğu gibi yargı denetiminde yapılması idare denetiminde yapılmasından daha iyi bir uygulama. ABD bu bakımdan Türkiye’den ders alabilir…

Bir diğer problem oyların sayılması ve tutanaklara aktarılması esnasında belirebiliyor. Son seçimde, oyların sayılması sürecine, bazı eyaletlerde, Cumhuriyetçi Parti gözlemcilerinin gereği gibi katılmasına, eyaletlerin Demokrat valileri tarafından izin verilmedi. Böyle bir tutum en azından oyların sağlıklı sayılıp sayılmadığı hakkında şüphe yaratmaya katkıda bulunabilir.

Bu seçim mahkemede sonuçlanacağa benziyor. Ama uzun vadede en önemli şey, 31 Mart 2019 mahalli seçimleri esnasında -özellikle İstanbul seçimleri için- söylediğim gibi, kimin seçildiğinden ziyade adil ve dürüst seçimler yapıldığına inanılması. Bu inanç bir defa ve kalıcı olarak yıkılırsa demokrasinin bir enkaza dönüşmesi tehlikesi mevcut.

Bakalım ABD başkanlık seçimlerinin güvenliğini sağlamak için ciddî reformlar yapma yoluna gidebilecek mi…