.: Şenol Kaluç

81 Milyonu Kucaklamak!

Yerel seçimler yaklaşırken vaatler de doğal olarak havada uçuşuyor. Vaatlerdeki mübalağaya örnek olarak geçmişte bazı belediye başkanı ve milletvekili adaylarının seçmenlerine güya “Şehrimize deniz getireceğiz!” dedikleri söylenirdi.

Tabii ki biz yapılamayacak vaatlere değil de yapılabileceklere odaklansak daha iyi.

***

Bir siyasetçi sadece kendi seçmenini mi kucaklamalı?

Herhalde buna doğrudan ‘evet’ diyemeyiz ama kendisine oy verenleri koruyup kollaması çok da şaşırtıcı olmaz. Ancak, başarılı sistemlerde siyasetçiler ve yöneticiler bilir ki, devlet her kesimi bir şekilde kucaklamalıdır.

Bir ülkede merkezden dışlanmışların sayısı ne denli az ise ve hizmet alma ve imkanlardan adil şekilde yararlanabileceği bir düzen kurulmuşsa o ülke o denli güçlü ve kuvvetli olur.

Dünün merkezden dışlanmışları olarak muhafazakar-dindar kesim Ak Parti ile birlikte uzun bir süredir iktidar. Maalesef bu uzun ve soluksuz iktidar süreci bazılarının çevreye-olaylara bakış algısını ciddi şekilde bozmuş durumda.

Bu sebeple son günlerde yükselen 28 Şubat hassasiyetini siyasi bir seçim hamlesi olarak gördüğümü belirtmeliyim. Bugün, 28 Şubat’ın payandası olmuş bir parti ve lideri ile ittifak içindeyken ve kendilerinden henüz hesap bile sorulmamışken 28 Şubat’la ilgili yapılacak hiçbir eleştiri içinde hakikati barındırmayacaktır.

Neyse biz meseleye biraz da öteki mahalleden bakalım. Sonuçta bu ülkenin kaynakları 81 milyonun ortak değeridir ve her kesimin faydalanma hakkı vardır.

Ak parti keşke 81 Milyonu kucaklama adına ilk olarak devletin çeşitli kurum ve kuruluşlarına eleman alımında getirdiği ‘MÜLAKAT’ uygulamasını kaldırsaydı. Nereden bakarsak bakalım bu ülkede MÜLAKAT demek TORPİL demektir. Bu konu tartışma bile götürmez.

Kriterleri önceden net ve açık bir şekilde ortaya koyarsak zaten mülakata gerek kalmaz.

Mesela: Öğretmen adaylarından daha ilk aşamada; varsa fiziki, akli vb. kriterleri getirirsiniz iş biter, kimse de itiraz etmez. Ama siz adaylık aşamasına gelene kadar bir sürü engeli aşmış kişilere “Gel bir de MÜLAKAT yapalım!” derseniz olmaz, bu ayıptır…

***

Cumhurbaşkanımız geçen hafta düzenli olarak devletten yardım alan 2.5 milyondan fazla ailenin 80 TL’ye kadar olan elektrik faturasının devletçe –yani halkın vergileriyle- ödeneceği müjdeledi.

Bu müjde bana Aristo’nun “Devlet en büyük hayır kurumudur ama bunu abartır, zengin ve varlıklı insanları ihtiyaç sahiplerine yardım etme zevkinden mahrum bırakırsanız toplumda bir duyarsızlık üretirsiniz!” tespitini hatırlattı. Devleti bir yardım kuruluşuna çevirdiğimizde bu işin sonunu getirmek mümkün olmayacaktır.

Ama ben buradan Cumhurbaşkanımızın bir başka vaadini hatırlatmak istiyorum:Kopenhag Kriterlerini Ankara kriterleri yapma.

Biliyorsunuz AİHM’de Türkiye temel hak ve özgürlüklerle ilgili pek çok kez mahkum edildi ve bu konularda bizden düzenlemeler istendi. Hani ‘81 milyonu kucaklamak’ demişken, kısa yoldan kucaklayabilecek yolların bir kısmı bu kararlarda var.

Başkanlık “ daha hızlı ve etkin kararlar verebilmek için” istenmemiş miydi?

Kürtlerin önemli bir kısmı zaten Ak Partiye oy veriyor ve oy verenlerin içinde de azımsanamayacak sayıda “ana dilde eğitim” isteyen var. MEB yerel dillerde eğitim isteyen aileler için -bizim Almanya’dan Türkler için istediğimiz kadarını verecek- bir takım kriterler belirlese ve yerel dillerde eğitimin önünü açsa ve böylece terörün elinde kalan son bahanesi de ortadan kaldırılsak olmaz mı?

***

Bir de Aleviler var. Biliyorum Alevilerin ezici çoğunluğu Ak Partiye oy vermiyor ama vermemeleri onları bu ülkenin vatandaşı olmaktan ve bu ülkenin nimetlerinden yararlanma hakkından mahrum etmiyor.

Hadi diyelim, cemevleri hukuken tanınmak istenmiyor, bari dolaylı yoldan Belediye Kanununda yapılacak basit bir düzenlemelerle cemevi dahi demeden mensupları tarafından ayin ve ibadet mekanı kabul edilen mekanların elektrik ve su faturaları -camilere ne kadar ödeniyorsa o kadar- ödenir yazsak ne olur ki?

2.5 milyon vatandaş ve binlerce caminin elektrik ve su faturalarında Alevi vatandaşların vergilerinden hiç mi pay yok ki 1000 küsur cemevi gözümüze batıyor. Kul hakkı diye bir şey var değil mi?

Zorunlu din dersleri seçmeli olsa ne kaybederiz?

Ülkemizin gönül birliği için çok şey kazanacağımız ise kesin.

Yeter ki hakkı ve adaleti gözetelim…

Karar, 16 Ocak 2019