.: Buğra Kalkan

Amerikan neo-faşizmi

Donald Trump’ın başkanlık aday adaylığında gösterdiği başarı sadece aklıselim Amerikalıları değil, tüm dünyayı korkutur hale geldi. Trump’ın “beklenmedik” yükselişi ile 1930’lardaki faşist liderlerin yükselişi arasındaki benzerlik özgürlük dostlarını korkutmaya devam ediyor.

Trump Neyi Savunuyor?

Öncelikle Trump, usta bir demagog. Tarihsel verileri ve istatistiksel bilgileri seçici bir şekilde toplayıp, insanları manipüle etmek için kullanmakta çok mahir. Trump, siyaseten doğruculuğun anti-tezi. Bir kısım Amerikalıların özel hayatlarında birbirleriyle paylaştıkları ırkçı ve ekonomik korumacı söylemlerinin hepsini, kamusal alanda çekinmeden konuşan bir siyasetçi. Bu anlamda, siyaseten dışlanmışların savunucusu/şampiyonu gibi hareket ediyor.

Trump’ın ekonomi politikaları da tamamen korumacılık ve şovenizm üzerine kurulu. Dünyanın en fazla üreten ülkesi olan Amerika’nın artık hiçbir şey üretmediğini savunabilecek kadar gözü kara. Temel amacı ise Amerika’yı tekrar “büyük/yüce” yapmakmış. Örneğin Amerika’nın artık televizyon üretmemesinin sebebi olarak Korelileri hedef gösterirken, etrafında gördüğü “Çin malı” yazılarından da sürekli şikâyetçi. İmalat sanayiinde çalışan işçi sayısının düşmesini ise büyük bir milli mesele olarak görmekte. Hatta hızını alamayan Trump, Hindistan’da Amerikalıların açtıkları “çağrı merkezleri”ni de tekrar Amerika’ya getirme sözü veriyor. Bunu nasıl mı yapacakmış? Bu firmaları fazladan vergilendirerek, onları Amerika’ya dönmeye zorlayacakmış.

Ekonomik Safsatalar

Bu ekonomik iddialarının hepsi safsatadan ibarettir. Amerika’nın ekonomik öncülüğü her şeyi üretmeye çalışmasından değil, ama ileri teknoloji ürünlerinin, yeni piyasaların ve yazılımların Amerika’dan çıkmasından kaynaklanır. Televizyon üretmeyi bırakmışlardır ama “İphone”u icat etmişlerdir. Basit imalat ürünlerini üretmeyi bırakmışlardır ama “Facebook’u/sosyal medyayı” dünyaya tanıtarak muazzam paralar kazanmışlardır. İmalat sanayiinde otomasyonu geliştirerek işçilerin sayısını azaltırken verimliliklerini artırmışlardır. Sanılanın aksine Çin, imalat sanayiinde bir numara değildir. Bu alanda en fazla üretimi yapan hala Amerika’dır. Bir Amerikalı işçinin üretkenliği dört Çinli işçinin üretkenliğine denk olduğu için Amerika hâlâ bu alanda liderdir.

Milyarder bir işadamı olan Trump’ın bu gerçeklerden haberdar olmaması mümkün değil. Ama rekabetçi piyasalarda kendilerini yeni şartlara uyumlu hale getiremeyen Amerikalı çalışanların bu tür makro düzeydeki gerçeklerle işleri yok. Onlar Meksika sınırına duvar çekeceğini ve bunun parasını da Meksika hükümetine ödeteceğini ilan eden Trump’a âşık olmuş durumdalar. Çünkü gerçekler ne olursa olsun kısa dönemli çıkarlarını Trump’ın savunduğuna inanmaktadırlar.

Dışlandıklarını düşünen kitleler üzerine kurulmuş Trumpçı ekonomik korumacılık, siyaseten zenofobik (yabancı düşmanlığı) bir politikaya savrulmak zorunda. Bu dönemde en kolay hedef haline getirilen grup ise maalesef Müslümanlardır. Trump Müslümanların Amerika’ya girişini tamamen engelleyeceğini rahatlıkla iddia edebiliyor. Son otuz yılda göçmenlerin ülkeye girişlerinde büyük düşüşler yaşanmasına rağmen Amerika’nın bir göçmen krizi yaşadığı yalanını savunabiliyor. Amerika’nın milyonlarca Müslümanın hayatını mahveden askeri müdahalelerini görmezden gelerek, Ortadoğu’ya büyük askeri müdahalelerin olacağı “müjde”sini verebiliyor. Dolayısıyla, Trump ve onun gibi düşünenlerin, yani neo-faşizmin, Amerika’da yükselişe geçmiş olması bütün dünyaya tehlike sinyalleri vermeye devam ediyor.

Yeni Yüzyıl, 09.01.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/amerikan-neo-fasizmi-842