.: Your Name

31 Mart Seçim Maratonunun Sonu Olacak mı?

Seçimde iktidar kazanırsa seçim maratonu bitecek ve muhalefet cephesi içinde ciddi bir tartışma başlayacaktır. Bu tartışma muhalefetin vesayet aktörleri, FETÖ ve PKK gibi terör örgütleri ile ilişkilerini gündeme taşıyabilecektir. HDP içinde tartışma ve bölünme kaçınılmaz olacaktır.

31 Mart 2019 mahalli seçimleri,  30 Mart 2014 mahalli idareler seçimiyle başlayan yedi etaplık seçim maratonunun son etabı olacak mı? Yoksa beş yıl önce başlayan uzun seçim devam mı edecek? 31 Mart 2019 seçimlerini, mahalli seçim olma karakterinin ötesine geçen bir milli seçim bir beka davası hüviyetine taşıyan ”uzun seçim” sürecidir.
Türkiye 27 Mayıs 1960 darbesiyle içeride bürokratik vesayet rejimine dışarıda NATO/ ABD hiyerarşisine bağlı bir dış vesayet sistemine oturtulmuştu. Bu ikili vesayet sisteminin ihtiyaçlarına göre Türkiye’nin iç ve dış politikasına yargı, bürokrasi, kontrollü “toplumsal olaylar” ve nihayet darbelerle siyasete müdahale edilerek “balans ayarı” yapılmaktaydı. Türkiye’deki seçmen çoğunluğu ve onun Kemalist bürokratik vesayet karşısında Şerif Mardin’in ifadesiyle “kalkanı olan siyasi partiler bu ayara uzun süre teslim olmadılar. Bu gelenek bütün hayatına ve değerlerine müdahale eden bürokratik vesayete sünni geleneğin toplumsal fitne ve çatışmaya yol açmama endişesi ile meşruiyetten ayrılmadı. ‘’Bu ülke’’nin nihayetinde kendilerinin olduğunu bilmenin verdiği devlet şuuru ile daima demokratik sabır ve yolları tercih etti.
ORGANİK AYDINLAR VE LİDER 
Vesayet sistemi bu siyasi partileri ya kapattı yahut üzerinde uyguladığı ciddi baskı ve sızmalarla öğrenilmiş çaresizlikten “vesayetin gönüllü kullarına” dönüştürdü. Bu şekilde halkın, kalkan olarak gördüğü siyasi partiler elinden alınmak suretiyle çaresiz ve muti olacağı varsayılıyordu. Halk ise bu kalkanın kendi bekası bakımından ne kadar hayati olduğunu tek parti dönemindeki çaresizliğinden ve Demokrat Parti döneminde kazandığı haklardan yakinen biliyordu. Halk bunu farkettiğinde 3 Kasım 2002’de kendine “kalkan” olabileceğini hissettiği Adalet ve Kalkınma Partisine yöneldi. Halk, AK Parti’de bir “kalkan”ın ötesinde siyasi imkanlar buldu. Bu siyasi imkanlar, milletin organik aydınları ve liderdi. Böylece AKParti’nin, Recep Tayyip Erdoğan’ın ve milletin organik aydınlarının vesayet sistemiyle mücadelesi başladı.
Kemalist vesayet sisteminin çökeceği anlaşılınca vesayetin iç ve dış ayakları çok cüretkar yeni bir projeyle ortaya çıktı. Vesayetle mücadelede AK Parti’nin bürokrasideki ve medyadaki zayıflığını FETÖ yapılanmasıyla takviye ederek AK Parti’yi yeni bir vesayetin altına almayı denediler. Eski Kemalist vesayet sistemini yeni vesayetin aktörü olacak FETÖ eliyle tasfiye ederek adeta suyu geçerken at değiştirmeye yönelik bu proje Erdoğan’ın liderliği, AK Parti’nin milletin kalkanı olmayı tercih etmesi, milletin organik aydınlarının teslim olmaması ve milletin ferasetiyle aşıldı.
İşte 30 Mart 2014 mahalli idareler seçimi bu hesaplaşmanın seçim alanındaki ilk etabıydı. Bundan sonra olanları hatırlamadan önce, bu süreci hazırlayan olayları ana hatlarıyla düşünelim. Erdoğan, AK Parti, organik aydınlar ve yüzde 50’lik seçmen bloğunun Kemalist vesayeti tasfiye ve FETÖ’ye teslim olmama azmi farkedilince vesayet sistemi, kendisini doğuran kriz ortamını bir kez daha inşa etmeye yöneldi. İlk olarak artık Türkiye siyasetinde merkezi konum edinen Erdoğan, AK Parti ve milletin organik aydınları hedef alındı. Böylece her türlü merkezkaç gücün önü açılarak Türkye’nin siyasi merkezi dağıtılmak istendi. Bu başarıldığında iç ve dış vesayetin yeniden kurulması kolaylaşacaktı. Böylece 27 Mayısvari bir darbenin zemini oluşturulmaya çalışıldı. Gezi olayları bu hazırlık olmadan anlaşılamaz. Gezi olayları FETÖ’nün istihbaratı, güvenlik bürokrasisi, yargısı ve medyasının desteğinde hazırlandı. Türkiye’deki solun, 27 Mayıs’tan bu yana hala reşit olamadığının yeni bir teyidiyle bu olaylara ve akabindeki 17/25 Aralık yargı darbelerine balıklama atlaması, FETÖ’ye 15 Temmuz darbe teşebbüsü için cesaret verecekti.
Gezi olaylarıyla vesayet sisteminin tasfiyesi, demokrasinin tesisi ve Kürt sorunun çözümü için yapılacak reformlarda/referandumlarda AK Parti ile hareket edebilecek sol grubunun kopartılması hedefleniyordu. Büyük ölçüde başarılı olan bu projeyi takiben yargı ve güvenlik bürokrasisinin 17/25 Aralık darbe projesinin önünü açtı. Gezi olaylarıyla reform bloğundan kopan sol, FETÖ’nün müttefiği olmanın ötesinde FETÖ karargahının yönlendirmesiyle harekete geçen bir yapıya büründü.
KAYIT DIŞI SİYASET 
Ana muhalefet CHP, FETÖ argümanlarının sahnesine dönüştü. Bu şekilde 3 Kasım’da ortaya çıkan parti, lider, organik aydınlar ve yüzde 50’lik seçmen bloğu parçalanmak istendi. Bu “kayıt dışı siyaset”in 30 Mart 2014 mahalli idareler seçimlerinde seçmen tarafından ibra edilmesi ve Erdoğan’ın tasfiyesiyle yeni vesayet sisteminin önünün açılması istendi. 30 Mart 2014 seçimleri bu bakımdan bir anda mahalli hüviyetinin ötesinde milli bir seçim ve beka davası haline geldi. Seçmen, 30 Mart’ta kayıt dışı siyaset müdahalesini reddetti. Böylece vesayet sisteminin iç ve dış müttefikleriyle Erdoğan, AK Parti, organik aydınlar ve yüzde 50’lik seçmen bloğunun uzun mücadelesi başladı.
Bu mücadelede Kemalist veya FETÖ vesayeti tarafından kontrol edilemeyen MHP’nin üzerinde müthiş bir baskı uygulandı. MHP genel merkezi kaset operasyonuyla çökertildi, lideri değiştirilmek istendi, bu tam başarılamayınca MHP parçalandı. MHP karşısında eski merkez sağın tasfiye olmuş isimlerinin ilavesiyle Meral Akşener’in genel başkanlığında İyi Parti oluşturuldu. Ancak MHP bütün bu saldırılar karşısında teslim olmayarak vesayet karşısında mücadele edenlerle beraber hareket etmeyi tercih etti. Böylece bürokrasideki güçsüzlük ve eksiklik, MHP sayesinde büyük ölçüde telafi edilmiş oldu.
31 Mart 2019 mahalli idareler seçimlerinden önce yapılan seçimleri hatırlayalım: 30 Mart 2014 yerel yönetimler seçimleri, 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri, 7 Haziran 2015 genel seçimleri, 1 Kasım 2015 yenilenen genel seçimler, 16 Nisan 2018 Cumhurbaşkanlığı anayasa referandumu, 24 Haziran 2018 erken seçimleri. Bu seçimlerle beraber Türkiye’nin iç politikasını temelden etkiyen MHP’nin bölünmesi, PKK’nın özerklik adı altında yürüttüğü şiddet kampanyası, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe teşebbüsü, Türkiye’nin Suriye yürüttüğü iki askeri harekat, ABD’nin Suriye ve Ortadoğu politikası sebebiyle Türkiye’nin Rusya ile stratejik işbirliği düzeyinde yakınlaşması gibi değişimler yaşandı. Buna Ortadoğu başta olmak üzere Türkiye’nin etrafında yaşanan büyük uluslararası türbülansları eklemek lazım. Bütün bunlar, Türkiye’nin iç ve dış vesayet sistemiyle mücadelesinin uluslararası alanda yarattığı rahatsızlıklarla beraber düşünülmesi gerektiğinin altını çiziyor. Bu bakımdan 31 Mart 2019 mahalli idareler seçimi tıpkı 30 Mart 2014 yerel yönetimler seçimi gibi ehemmiyetli bir seçimdir. Muhalefetin Cumhur İttifakı’nın asabiyesini zayıflatmak için propaganda amacıyla tansiyonu düşük tutmaya çalışması, siyasi kampanya amacıyla sınırlıdır. Bu şekilde AK Parti seçmeninin bir takım kırgınlıklar sebebiyle sandığa gitmesi engellenmek istenmektedir. Seçim sonuçları muhalefet açısından tatminkar olduğunda, yeniden 30 Mart 2014 seçimleri öncesindeki siyasi kriz ve meşruiyet tartışmasına dönülmesi muhalefetin stratejik hedefidir. Esasen eski ABD Başkanı Abraham Lincoln dediği gibi “Seçim, kurşundan etkilidir.”
Her seçimin ister istemez siyasi sonuçları olur. 31 Mart seçimlerinde muhalefet kazanırsa uzun seçim uzar, seçim maratonu devam eder. Türkiye’de siyasi merkez zayıflar, merkezkaç aktörler güçlenir. Eğer iktidar kazanırsa seçim maratonu bitecek ve muhalefet cephesi içinde ciddi bir tartışma başlayacaktır. Bu tartışma muhalefetin vesayet aktörleri, FETÖ ve PKK gibi terör örgütleri ile ilişkilerini gündeme taşıyabilecektir. HDP içinde tartışma ve bölünme kaçınılmaz olacaktır. Türkiye siyaseti ise reformlar ve yeni sistemin oturması için altın niteliğinde seçimsiz bir 4,5 yıl fırsatı yakalayacaktır. FETÖ ve PKK gibi terör örgütlerinin umudu kırılacaktır. Türkiye, siyasi merkezini tahkim edecek ve merkezkaç güçlerin törpülendiği bir döneme girecektir. Siyasi istikrar, ekonomik istikrarın önünü açacaktır. Yabancı sermaye ve iç yatırımlarla ekonomi yeniden büyüme yoluna girecektir. Türkiye’nin uluslararası alandaki pazarlık kabiliyeti artacaktır.
Star, Açık Görüş, 30.03.2019
https://www.star.com.tr/acik-gorus/31-mart-secim-maratonunun-sonu-olacak-mi-haber-1442880/