.: Atilla Yayla

28 Şubat ile 15 Temmuz birbirine benzetilebilir mi?

Muhafazakâr camiadan bazı yazar ve yorumcular zaman zaman 28 Şubat ile 15 Temmuz’u karşılaştıran ve birbirine benzeten yazılar yazıyor, konuşmalar yapıyor. Buradan hareketle hükümeti sorguluyor ve “âdil” olmasını, “demokratça” tavır almasını istiyorlar. Bunların bir kısmı öteden beri medyada yer alan kişiler. Bazıları da AK Parti içinde veya AK Parti hükümetlerinde önemli görevler yapmış isimler.

Benzetmecilerin tezlerinden biri 15 Temmuz sürecinde 28 Şubat sürecindekilere benzer haksızlık ve adaletsizliklerin vuku bulduğu; dolayısıyla  “Müslümanların” adalet, hakkaniyet, demokrasi gibi değerlerden uzaklaştığı. Diyorlar ki hükümet seküler kesimi anlamalı. 28 Şubat’ta onlara yapılan haksızlık ve yanlışlıkları başkalarına yaşatmamalı.

Bu yorumların kötü niyetli olmadığını söyleyebiliriz. Hattâ iyi niyetli olduklarını dahi kabul edebiliriz. Ancak böyle olmaları haksız, yanlış ve de zararlı olmalarını engellemiyor. 28 Şubat – 15 Temmuz benzetmesi vahim hatalarla dolu.

28 Şubat’ın karanlık günlerinde sesi çıkan az sayıdaki insan arasında yer aldığım,  hadiseleri özellikle öğrencilerim ve öğretim üyesi arkadaşlarım üzerinden yakından takip ettiğim, kendim de sürecin bir parçası olduğum için, hem konuşma hakkına sahip olduğuma hem de söyleyeceklerimin bir değer taşıyabilecğine inanıyorum.

28 Şubat tam bir zulüm süreciydi. 28 Şubat, askerî bürokrasinin odağında oturduğu bürokratik vesayet sisteminin demokratik siyasete müdahale etmekle kalmadığı; aynı zamanda geniş halk kesimlerinin hak ve hürriyetlerini alenen çiğnediği bir dönemdi. Özellikle kız öğrenciler ve dolayısıyla aileleri büyük çile çekti. Bu insanlar hiç kimseye saldırmamış, zarar vermemişti. Kimseye karşı şiddet kullanmamıştı. Tek yapmak istedikleri, kimliklerini inkâr etmeden ve kişilikleri bastırılmadan okuyup meslek sahibi olmak ve kamusal ortamlarda çalışmaktı. Akla hayale gelmeyecek saçmalıklarla engellendiler. Meslek hayatlarını kaybettiler. Bazılarının ya fiziksel sağlıkları ya da psikolojileri bozuldu. Binlercesi okuyabilmek için yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Ağır zulme rağmen şiddet kullanmadılar. En barışçıl eylemleri bile yapmaları engellendi. Mahkemeler ya duvara döndü ya da hukuk adına utanç verici kararlara imza attı.  Mütedeyyin öğretim üyeleri görevlerinden atıldı. Bazı dindarlar uydurma suçlarla düzmece mahkemelerde hapse mahkûm edildi. Yıllarca yatanlar oldu. Hâlâ bu yüzden hapishanelerde çürüyen insanlar var. Bu alçaklıkları yapanların neredeyse hiçbiri cezai bir yaptırımla karşılaşmadı. Yaptıkları yanlarına kâr kaldı. Zulme uğrayanlar derdini içine attı, hesap sorulmasını Allaha havale etti, kendi dünyasına sığındı. 28 Şubat ve failleri doğru dürüst yargılanmadı bile.

Ya 15 Temmuz sürecinde neler oldu? Kendi hâlinde dindar bir grup sandığımız, mensupları karıncayı bile incitmez zannettiğimiz bir dinî grup canavarlaştı. Daha önce tertip ettiği birçok kumpastan, işlediği sayısız suçtan sonra alçakça bir askerî darbeye de kalkıştı. Ordudaki mensupları, toplumun sınırlarımızı korumak ve düşmanları defetmek için kendisine emanet ettiği silahları topluma çevirdi. Gözünü kırpmadan, acımasızca kullandı. Bir gece içinde yüzlerce insanı öldürdü. Polisleri topluca katletti. Sivilleri tanklarla ezdi. Vücutlarını parçaladı. Ankara ve İstanbul’da uçaklarla sonik patlamalar yaratarak milyonlarca insanı terörize etti. Yayın organlarını bastı. Kamu binalarını, demokrasinin kalbi olan Meclisi bombaladı.

Şimdi bu korkunç suçların failleri yargılanıyor. Tüm özensizliklerine rağmen iddianameler kan dondurucu detayları gün yüzüne çıkartıyor. Ne büyük bir tehlikenin eşiğinden döndüğümüzü gösteriyor. Yargılanalar görüş açıkladıkları, bize kimse karışmasın dedikleri için değil, dünyanın her yerinde ağır suç kabul edilen şeyleri yaptıkları için yargılanıyor.

15 Temmuz yargılamalarında hiç hata yapılmadığını kimse ileri süremez, sürmüyor da. Böyle biriyle karşılaşmadım. Adalet sistemimizin ortalama işleyişi açısından yargılamaların nispeten iyi olduğu da ortada. Hata yapılıyorsa bunların düzeltilmesi de herkesin talebi. Durum buyken 28 Şubat ile 15 Temmuz’u birbirine benzetmek, eğer korkunç bir kötü niyetlilik değilse, açık bir akıl tutulması. Bereket versin bu akıl tutulması toplumun sade insanlarını etkilemiyor. Onlar neyin ne olduğunun farkındalar. Problem her zaman olduğu gibi fildişi kulelerde oturup ahkâm kesen ve etrafa ahlâk ve adalet dersi vermeye kalkışan “aydınlarda” tezahür ediyor.

Gerçeklerden kopuk ve adalet duygusundan mahrum tipler ne derse desin, toplumun dokuları, hücreleri adalet diye haykırıyor. Katledilen mazlumların ruhları adalet diye haykırıyor. Vücut organları ellerinden alınan yaralıların gözleri adalet diye haykırıyor. Bunları unutarak adaletten bahsedenleri, 15 Temmuz’u 28 Şubat’a benzetenleri ne bu toplum ne de Allah affeder.

Serbestiyet,  28.07.2017

Ayrıca bakınız...

Kürt anasını gömmesin

Kürt anasını gömmesin

İnsan suretinde ortada dolaşan bazı mahlûklar Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un cenazesine vahşice saldırdı. Merhumeye ...