.: Vahap Coşkun

16 Nisan’a vurulan mühür

Referandum bitti, resmen kesinlik kazanmasa da sonuçlar ortaya çıktı; ama tartışmalar devam ediyor. Özellikle halk oylamasının sürdüğü esnada Yüksek Seçim Kurulu’nun aldığı “mühürsüz oy pusulalarının da geçerli kabul edileceği” kararı üzerine fırtınalar kopartılmaya çalışılıyor. Yani pusulaya basılmayan bir “mühür”, seçim sonrası gündemi mühürlemiş durumda.

İddiaların ardı arkası kesilmiyor, tevatürler birbirini kovalıyor, rakamlar havada uçuşuyor. Muhalefet referandum meşruiyetini sorguluyor; öyle ki iş CHP’nin “Sonuçları tanımıyoruz” demesine kadar vardı.  Her geçen an dozu artan karşılıklı propagandanın tesirinden az biraz sıyrılıp serinkanlı bir kafayla olan-bitene bakıldığında meselenin birkaç boyutu olduğu söylenebilir:

YSK’nın imtihanı

1. Halk oylamasından önce görüştüğüm yabancı basın ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri “seçim güvenliği” konusuna özel bir önem veriyorlardı. Oy emniyetinin varlığına, sandığa atılan oy ile sandıktan çıkan oyun aynı olup olmayacağına, sonuçlar üzerinde bir hilenin yapılıp yapılamayacağına dair içinde çokça kuşku ve bazen de önyargı barındıran sorular yöneltiyorlardı.

Böyle sorulara muhatap olduğumda hep aynı cevabı verdim: Türkiye, seçim işlerini gayet iyi yapar. 1950’den beri yapılan seçimlerle Türkiye’de sağlam bir tecrübe birikti. Hem partiler, hem yargı mensupları ve hem de toplum oy konusunda son derece hassas; kimse oyunun heba edilmesine rıza göstermez. Kaldı ki teknolojinin gelişmesi, hem kurumsal olarak partilere hem de bireysel olarak vatandaşlara oylarını takip etme ve neticesini kontrol etme imkânı sağladı. Elbette her seçimde birtakım mahallî hadiseler yaşanabilir, dünyanın her yerinde bu olabilir, ama seçimin bütününe halel getirecek bir hile-hurda olmaz, olamaz. En güç dönemlerde bile -mesela 2015’te- Türkiye kısa aralıklarla hayati niteliği haiz seçimleri yaptı ve hiçbir siyasi partiden seçimin genel tablosuna ilişkin bir itiraz yükselmedi. Ezcümle Türkiye’de seçimler güvenlidir.

Düşüncem budur. Bununla birlikte 16 Nisan’da YSK’nin seçimleri iyi idare edemediği kanısındayım. YSK önceden böyle genel bir karar yerine, mühürsüz oy kullanımı halinde her sandıkta kaç mühürsüz oy pusulası kullanıldığını, bunlardan kaçının “evet” kaçının “hayır” olduğunun belirlenmesi, bunların bir tutanakla kayıt altına alınmasını sağlayan bir karar verseydi, şimdiki tartışmaların önünü kesilmiş olurdu. Zira o vakit itirazlar söz konusu sandıklar için yapılıp karara bağlanır ve mühürsüz oy pusulasının toplamının ne olduğu ve bunların nasıl dağıldığı tespit edilebilirdi.

Keza YSK kamuoyunu bilgilendirme noktasında da imtihanı veremedi. Kıl payı biten bir yarışın ertesinde yarışa etki ettiği tartışılan bir kararın gerekçesinin iki gün sonra açıklanması ve toplumu tatmin edecek sağlıklı bir bilgi akışının sunulamaması YSK’nın eksi hanesine yazıldı. Bundan sonraki seçimlere herhangi bir gölge düşmemesi için YSK’nın daha hazırlıklı olması gerekiyor.

İlkesel değil araçsal

2. “Mühürsüz oy pusulaları geçerli sayılmalı mı, yoksa sayılmamalı mı?” Mevzuu bu olunca siyasi partilerin ilkesel değil araçsal bir tutum takındıkları görülüyor. Seçim sonucuna bağlı olarak partilerin bu suale verdikleri cevapları sürekli değişiyor. Misal, bugün CHP ve HDP, mühürsüz oy pusulalarının geçerli kabul edilemeyeceği tezini savunuyorlar. Hatta CHP “Bu referandum, tarihe ‘mühürsüz seçim’ olarak geçecektir” şeklinde iddialı laflar ediyor. Peki, ya dün? Dün her iki parti de farklı yerde. 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde de bazı mühürsüz oy pusulaları geçersiz sayılmış. HDP, buna itiraz etmiş, sandık kurullarının hatasının vebalinin seçmene yüklenemeyeceğini belirtmiş. İstanbul il Seçim Kurulu 13 Haziran 2015’te aldığı kararla “Mührün bulunmaması sebebiyle geçersiz sayılan oy pusulalarının geçerli sayılmasına” karar vermiş.

Yine aynı seçimde benzer bir durumdan ötürü CHP’nin yaptığı bir itiraz üzerine İstanbul İl Seçim Kurulu 12 Haziran 2015’te “Sandık kurulunun hatasından doğan şekil noksanlıklarının, oyun tek başına iptaline neden olmayacağı” karar vermiş. [1]

Gelelim AKP’ye; bugün AKP mühürsüz de olsa oyların geçerli sayılması gerektiğini savunuyor; seçmen iradesinin bir usul hatasına kurban edilemeyeceğini belirtiyor. Güzel. Peki, ya dün? Dün AKP de farklı bir nokta da. Mesela 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde AKP Bitlis-Güroymak’ta mühürsüz pusula ile oy kullanıldığı iddiasıyla itiraz etmiş. Bitlis İl Seçim Kurulu, Güroymak’ın Yeşilova Mahallesi’nde 250 seçmenin oy kullandığı bir sandıkta mühürsüz pusulalarla oy kullanıldığını tespit etmiş, bu oyların geçersizliğine ve dolayısıyla Bitlis-Güroymak seçimlerinin iptaline karar vermiş. İptal edilen seçim, 1 Haziran 2014’te yapılmış.[2]

Kısacası partilerin bu noktada tutarlı bir tavırları yok; dün “Evet, sayılmalı” safında duran bir parti, bugün “Hayır, sayılmamalı” diyebiliyor ya da tam tersi olabiliyor. Eğer referandumda ibre diğer tarafa kaymış olsaydı bugün partileri tam tersi rollerde seyredebilirdik. CHP ve HDP “seçmen iradesinin tayin ediciliğini” müdafaa ederken, AKP “usul kurallarının belirleyiciliğinin” cengâverliğine soyunabilirdi. Tutumların sonuca ve döneme göre bu denli değişiklik göstermesi, partilerin inandırıcılığını ortadan kaldırıyor.

Seçmenin tercihi, demokrasi ve hukuk

3.  YSK, “mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılmasını” içeren 560 Sayılı Kararında iki gerekçeye dayanıyor: Biri, “hakkın özünün korunmasıdır. YSK’ye göre; asıl olan bir temel hakkın korunmasıdır. Usul kuralları ise hakkın güvenli bir şekilde kullanılmasını temin etmeye yararlar. Bu nedenle odaklanılması gereken husus, hakkın güvenli kullanılıp kullanılmadığıdır. Bireye tanınan hakkın güvenli bir şekilde kullanıldığı durumlarda, usul kurallarına aykırılığı, hakkın özünü ortadan kaldıracak şekilde yorumlamak mümkün değildir.

Diğer gerekçe ise, seçmenin bir hatasının olmamasıdır. YSK’ya göre, oy pusulalarını mühürlemek sandık kurullarının vazifesidir. Sandık kurullarının vazifelerinin gereğini yerine getirmemelerinin faturası seçmene çıkarılamaz. Seçmen anayasal hakkını kendisinden beklenen yükümlülüklere uygun bir şekilde kullanmıştır. Ona yüklenebilecek herhangi bir kusur yoktur. Kusursuz olmasına rağmen oyunun geçerli sayılmaması, seçmenlerin yönetime katılma hakkını ortadan kaldırır. Bu ise kabul edilebilir bir sonuç değildir.

Bu iki gerekçeden hareketle YSK, geçmişte de mühürsüz pusulalar itiraz konusu yapıldığında, bu pusulaların geçerli sayılması yönünde karar verdiğini belirtiyor ve bu minvaldeki eski kararlarını örnek gösteriyor. Her iki gerekçenin de demokrasi teorisi açısından yerinde olduğu kanısındayım. Mühim olan, seçmenin hakkının kullanılması ve bu yolla tercihinin açığa çıkarılmasıdır. YSK, bunu gözeterek bir yorum yaptığını belirtiyor.

Hukuki sorun ve çözümü

4. Ancak demokrasi açısından yerindelik, YSK kararındaki hukuki sorunu ortadan kaldırmaz. Çünkü 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 101. maddesi, arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan oy pusulaları geçerli olmadığını kuralını getirmektedir. Bu açık kural karşısında YSK’nın amaca dayalı bir yorum yapması, mevcut halde görüldüğü gibi sorunlar yaratır. O hüküm orada durdukça, her mühürsüz oy kullanıldığında seçim aleyhine neticelenen tarafa/parti itirazda bulunca ve YSK tartışmaların merkezine çekilecektir.

O halde çözüm ne? İki çözüm yolu öngörülebilir: İlki, YSK’nın teknik çalışmalarını ve seçimde görev yapacak elemanlarını bu ihtimali en aza indirecek şekilde hazırlamasıdır. İkincisi ise, kanun koyucuya başvurup söz konusu yasal hükmünün yeniden düzenlenmesini talep etmedir. Yasama organı, kanunda hangi koşullar altında mühürsüz oy pusulalarının kabul edileceği yetkisinin YSK’ye verilmesini sağlayan bir tadil yapabilir.

YSK kararına karşı başvuru

5. CHP “tam kanunsuzluk” iddiasıyla Danıştay’a başvurdu, yürütmenin durdurulmasını ve halk oylamasının iptalini talep etti.  Anayasanın 79. maddesi “YSK’nın kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz” hükmünü havidir.

Anayasaya göre YSK; genel ve yerel seçimler, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve referandumlarda yetkili ve en son kararı veren mercidir; kararları kesindir, onun kararlarını bir başka mercie taşımak mümkün değildir. Bu itibarla Danıştay bu başvuruyu reddedecektir.

Anayasa Mahkemesi de CHP’nin gündemindedir. Ancak gerek ilgili hükmü ve gerekse 6216 Sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 45. Maddesinin “Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler bireysel başvuru konusu olamaz” hükmü, YSK kararının AYM tarafından incelenmesini imkânsız kılar. Dolayısıyla eğer CHP AYM’ye başvurursa, bu başvurudan da müspet bir netice elde edemez.

Peki, AİHM’ye gidilebilir mi? Bu noktada AİHS’nin 1 Nolu Protokolünün 3. Maddesi referans alınıyor. Ancak bu madde yasama organının seçilmesi –yani milletvekili genel seçimleri- ile ilgilidir. Nitekim AİHM 2013 tarihli McLean and Cole/Birleşik Krallık kararında, söz konusu maddenin yasama organının seçimleriyle sınırlı olduğuna ve referandumlara uygulanamayacağına hükmetmiştir. Zaten AİHM’nin halk oylamalarına dair herhangi bir kararı da yok. [3]

Elbette hak arama hürriyeti kapsamında Danıştay’a da, AYM’ye de, AİHM’ye de başvurabilir ama bunlardan bir hukuki sonuç çıkmaz. Kaldı ki halk oylamasını mahkeme kapılarında dolaştırmak siyaseten de doğru değildir; CHP’ye fayda getirmez zarar verir.


Ayrıca bakınız...

Maliyecinin aşkı

Maliyecinin aşkı

Halk içinde bazı mesleklerin mensupları için “onlarla da olmaz, onlarsız da olmaz” mealinde sözler sarf ...