.: Şenol Kaluç

155 Yıllık Demokrasi Mücadelemiz!

Osmanlı Devleti 20’nci YY. başlarındaki ilk büyük paylaşım savaşına maalesef koşar adım girmiş ve korkunç bir yenilgiyle çıkmıştı. Bir zamanlar bize öğretildiği gibi “Müttefiklerimiz yenildiği için biz de yenilmiş sayılmamıştık”. Durumumuz açıkçası Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmaya benziyordu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılışı vesilesi ile uzun zamandır kafama takılan ve pek çoklarımızın yok saydığı bir duruma dikkat çekmek istiyorum. Kemalist ideoloji pek çok şeyi 19 Mayıs’tan başlatmayı pek sever ve bu başlattıkları geçmiş hikayelerimizden birisi de halkın yönetime Cumhuriyet ile katılması. Sanırsınız Osmanlı’da hemen hiç demokratik uygulama olmadı.

***

Mesela aklı başında insanlara bile bazen TBMM’nin gökten zembille inmediğini açıklamakta zorlanabilirsiniz. İşgallerin en cafcaflı zamanında nasıl oluyor da bir çağrı ile halk örgütlenip (örgütlenmenin çapı tartışılabilir olsa da) Ankara’ya temsilci göndermiştir. Hatta bu soruyu Kurtuluş Savaşı dönemindeki hemen tüm kongreler için de sorabiliriz. Halkın yönetime az-çok katılma gibi bir alışkanlığı olmasa bu tür çağrılar karşılık bulabilir miydi? Ya da kimsenin aklına gelir miydi?

Öyleyse “Nasıl oldu?” sorusunu sormamız gerek. Aynı şeyler Kemalistlerin yaptığı diğer inkılaplar içinde geçerli. Pek çoğunun kökleri Osmanlıya kadar çıkıyor. Kemalistlerin Osmanlı muktedirlerinden farkı işi kestirip atmaları, Jakobence bir tavır geliştirmelerinde idi.

Meclise gelince, geçenlerde 145 yıllık mücadele tartışmaları yapılmıştı. Halbuki Türkiye Demokratikleşme hareketlerini inceleyen pek çok önemli eser başlangıcı 1839 Tanzimat Fermanı ile başlatsa da 1808 Senedi İtitfak’a da atıf yapmadan geçemez.

Tanzimat Osmanlı taşra sistemini yeniden düzenlemiş; vilayetler sancaklara, sancaklar kazalara, kazalar nahiyelere bölünmüş, nahiyelerin altında da köy ve mahalleler oluşturulmuştur.

Tanzimat, köy ve mahallelerin yönetimini HALK TARAFINDA SEÇİLMİŞ muhtarlara ve ihtiyar heyetlerine bırakmıştı. Ve daha da önemlisi yukarıya doğru hemen her birimde atanmışlar ve halk tarafından seçilmiş heyetler işin içine sokuldu. “Onların içinde kimileri, bir mahkeme olarak görev yapar ve, kadıların başkanlığında, yeni kanunları uygular. Ötekiler de, vergileri toplama, yol yapma olsun, ya da örneğin eşkıyalığı dizginleme için alınacak önlemler olsun, yerel sorunları tartışırlar ve gerektiğinde İstanbul’a yollanacak öneriler hazırlarlar. 1864 tarihli kanun, bu mercilerin çoğunda … halkın bütün öğelerinin temsil edilebilmeleri amacıyla, belli sayıda Müslüman olmayanların da katılmalarını öngördü. Özellikle İl Genel Meclislerinde (meclis-i umum-u vilayet) işler böyle yürür ve, bu meclislere, sancaklarca seçilen eşit sayıda Müslüman ve azınlıklardan insanlar katılırlar.” (Osmanlı İmparatorluğu Tarihi II, Editör R. Mantran, s.91-92)

***

Her ne kadar İ. Ortaylı bu meclislerin yok hükmünde olduğunu ve birkaç vilayet dışında pek çalışmadıklarını belirtse de 1877 Kanunu ile daha da yaygınlaşmış ve 1880’lere gelindiğinde belediye idareleri az ya da çok kendini gösterir hale gelmiştir.

Kısa da olsa yaşanan ilk Osmanlı Mebusan Meclisi deneyimi Osmanlı aydınlarını fazlası ile etkilemişti ve II. Abdülhamit devrinde muhalefet hep bu tecrübenin tekrar yaşanabilmesi üzerine kurulmuştu.

Yani görülüyor ki Osmanlı toplumu az ya da çok bir seçme tecrübesini 1920’den çok daha önce yaşamıştı ve bunu içselleştirme fırsatı bulmuştu. Özellikle ekonomik anlamda gelişmiş bölgelerde ve eğitimli kesimde bu bilinç fazlası ile vardı.

II. Meşrutiyet devrinde tüm kargaşalara ve İttihatçıların tüm baskılarına rağmen seçimlerin yapılmış olması da çok önemli. İTC, baskın parti olmasına rağmen muhalefeti tamamen kapatmayı hiç düşünmemişti. Halbuki, Kemalistler çok kolay bir şekilde muhalefetten kurtulma yoluna gittiler. Buldukları ilk fırsatta da, 1925’de Takriri Sükun Kanunu ile tüm siyasi partileri yasakladılar. 1946 yılına kadar yapılan seçimler de zaten çoğu kez göstermelikti. Çok nadiren birkaç şehirde birkaç mebusluk için serbest seçimler yapılmıştı. Hasbelkader seçilen bağımsızlar da son olarak yukarıdan onay almak zorunda idiler.

Ben de bir 10 yıl zam yapayım, 155 yıllık demokrasi ve sandık mücadelemiz çok yaşasın!

Karar, 24 Nisan 2019