15 Temmuz’un Bozduğu Ezberler

15 Temmuz darbe teşebbüsünün üzerinden üç yıl geçti. Her vesileyle ve her fırsatta vurgulamaya çalıştığım üzere, 15 Temmuz darbe teşebbüsü Türkiye tarihinin en önemli vakalarından biri. Hem siyasal hem de genel olarak toplumsal hayatımızla ilgili anlamları ve sonuçları var. Bu yüzden, her açıdan üzerinde durulmasını hak ediyor. Daha ilk gününden itibaren bu vakanın çeşitli boyutlarıyla ilgili güncel ve akademik yazılar kaleme aldım. Belki de bu konuda en çok kalem oynatanlar, söz sarf edenler arasındayım. Üçüncü yılında 15 Temmuz’dan bahsederken tekrara düşmek istemiyorum. Ama yine de bazı noktaları dile getirmeden ve bozulan kimi ezberlere dikkat çekmeden edemeyeceğim.

    1. 15 Temmuz direnişi tarihimizde eşsiz bir hadisedir. Bu olay için ‘Şanlı Direniş’ adlandırmasını sanırım ilk ben kullandım. Sonra bu kavram popülerleşti. Bazıları soruyor, “kim kime direndi ve ne oldu?” Cevap vereyim: Bazı siyasî liderler, yargı mensupları, askerler ve polisler ile bazı halk kesimleri kendilerine emanet edilen silahları milletin temsilcilerine yönelten ve demokrasinin usul kurallarını reddederek seçilmiş iktidarı silah zoru ile devirmek isteyen darbecilere direndi. Direnişte en büyük pay siyasette Erdoğan ve Yıldırım’a toplum katında ise dindar muhafazakâr kitleler ile Türk milliyetçisi-ülkücü gençlere ait. Başlarda direniş tüm toplum mal olsun diye bu nokta ben ve başka yazarlar tarafından fazla öne çıkarılmamıştı ama daha sonra özellikle CHP’nin tutumu gerçeğin altını çizmeyi bir görev hâline getirdi. Direnen halk kitleleri arasında bazı CHP mensuplarının bulunmuş olması ihtimâli yabana atılamaz. Ancak, eldeki bulgular CHP tabanından bazı sokaklarda (Karşıyaka, Bağdat Caddesi) alkış tutarak veya bazı şehirlerdeki (Edirne gibi) içkili mekânlarda kutlama kadehi kaldırarak darbeye destek verenler veya sessiz bir umutla bekleyenler olduğunu artık biliyoruz. CHP şimdiye kadar darbe girişimine yeterince net ve güçlü bir karşı tavır koyamadı. Bu yüzden olsa gerek geçenlerde CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in 15 Temmuz’un “tiyatro filan değil gerçek bir darbe teşebbüsü” olduğunu söylemesi bazı CHP çevrelerini rahatsız etti.
    2. 15 Temmuz Türkiye’yi tabiri caizse demokrasi gazisi bir ülke yaptı. Önceki darbelerde darbeciler başarılı olur ve demokrasi rafa kalkardı. Siyasiler okkanın altına giderdi. Demokrasi bu sefer kendini korumayı ve kurtarmayı başardı. Milletimiz dünyaya emsal teşkil edecek bir direniş sergiledi. Bu direniş hem daima iftiharla anılacak hem de gelecekte Türkiye’de ve başka yerlerde benzer darbe teşebbüslerine direnmede ilham kaynağı olacaktır.
    3. 15 Temmuz’da illegal ve gayri meşru bir güç, iç ve uluslararası ortakları ve payandaları bulunan bir koalisyonun desteğiyle, muhtemelen bu koalisyonun aleti olarak, seçilmiş iktidarı silah zoruyla yok etmek istedi. Olayın özü buydu. Demokrasiye bağlı her kişi ve kesimin bu alçakça teşebbüsüne, en azından bastırıldıktan sonra, açıkça ve doğrudan karşı çıkması gerekirdi. Çünkü risk altında olan demokrasiydi. Konu demokrasi olunca yok edilmek istenen iktidarın siyasî rengi ve ideolojisi önemli değildi. Darbe iktidar üzerinden demokrasiye yapılmak istenmişti. Ancak, o günlerde susanların bazıları aradan üç yıl geçmiş olmasına rağmen 15 Temmuz darbe teşebbüsünü hâlâ açık ve net şekilde kınayamadı.
    4. 15 Temmuz vakası birçok ezberi bozdu. Geçmişte Türkiye’de milliyetçi mukaddesatçı çevrelerde darbeye karşı net bir duruş yoktu. 2000’lerin başlarında Gazi Üniversitesi’nde bazı ülkücü meslektaşlarımla sohbet ederken konu darbelere ve darbelerin önlenmesine gelmişti. Söz alarak aslında darbeleri önlemenin çok zor olmadığını belirttim. “Meselâ ülkücüler bir darbeye gerekirse silahla direneceklerini önceden ilân ederlerse darbe ya yapılamaz ya da çok zorlaşır” dedim. Ülkücü profesör arkadaşım gülerek “bizimkiler darbeye destek verir” yorumunu yaptı. 15 Temmuz’da onun dediğinin tersi oldu. Bahçeli hayli erken bir saatte darbeye karşı tavır koydu ve bu tavır ülkücü gençlerin sokak direnişine katılmasının yolunu açtı. Aynı basireti maalesef CHP liderliği gösteremedi. Kılıçdaroğlu CHP tabanına “darbeye karşı direnin” çağrısı yapmadı, yapamadı.
    5. Bozulan bir diğer ezber Türk sosyalizminin demokrat ve dolayısıyla darbe karşıtı olduğu iddiasının tümüyle çökmesi oldu. Ben sosyalizmin özünde darbeci olduğunu akademik merakımdan ve çalışmalarımdan zaten biliyordum. Ama sol kendini demokrat, darbe karşıtı diye pazarlamayı başarmıştı. Türk solu ağırlıklı olarak darbeye karşı sessiz kaldı. Ne 15 Temmuz gecesi direnişine katıldı ne de demokrasi nöbetlerinde boy gösterdi. Takip ettiğim kadarıyla bugüne kadar da, çok cüzi istisnalar hariç, amasız, fakatsız ciddî bir darbe teşebbüsü eleştirisi gerçekleştiremedi. Böylece solun darbeciliği iyice tescillendi.
    6. Her nesil yaşlandıkça yeni neslin çalışkanlık, sorumluluk gibi erdemlerden uzaklaştığını, vatan, millet, bayrak mefhumuna ve sevgisine sahip olmadığını öne sürer. Bu bakış bence nesil farkının doğal bir yansımasıdır. 15 Temmuz bu şikâyetlerin yersiz ve anlamsız olduğunu kanıtladı. Her şeye karşı ilgisiz denen yüzbinlerce genç sokaklara, meydanlara aktı ve darbecilere bulundukları her yeri dar etti. Eğer bu gençlerin de içinde bulunduğu kararlı ve geniş katılımlı halk direniş olmasaydı darbe başarılı olabilirdi.
    7. Bir diğer ilginç durum merkez Batı ülkelerinin demokratlığının ülke çıkarları söz konusu olana kadar geçerli olduğunun bir kere daha görülmesi oldu. ABD ve diğer bazı önemli Batı devletleri darbecilere karşı Türkiye’nin seçilmiş iktidarına destek vermedi. Meşruiyet meselesine aldırmaksızın, eşit ahlâkî ve demokratik statüye sahip iki güç çatışıyormuş gibi, taraflara “itidal” tavsiye etti. Kısaca 15 Temmuz’da Batı demokrasi sınavında sınıfta kaldı. “Batı böyle de Doğu daha mı iyi?” türünden sorular ve değerlendirmeler gayri meşru ve anlamsız. Çünkü demokrasiye patronluk yapmaya kalkışan ve tüm dünyaya sözüm ona demokrasi satmaya çalışan Batı. Çin veya Rusya gibi ülkeler bu hususu dış politikalarının temeli hâline getirmiyor. Örneğin Çin “bir ülkenin rejimi ne olursa olsun ben karışmam ben işime bakarım” diyor. Ama meselâ ABD işine gelince bazı ülkeleri demokrasi açısından hesaba çekmeye kalkışıyor işine gelince başka bazı ülkelerle –yani diktatörlüklerle- demokrasi ve insan hakları sicilleri ne kadar kötü olursa olsun cıvık ortaklıklara, işbirliklerine girişmekten geri kalmıyor.

15 Temmuz acı bir gündü. Acılar yarattı. Ama bazı hayırların da yolunu açtı. Birçok açıdan aydınlatıcı ve öğretici oldu. Hatta şerden hayırlar çıkmasına vesile oldu. Tüm bu vasıflarıyla 15 Temmuz unutulacak ve unutturulacak bir olay değil.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et