.: Bahattin Karademir

15 Temmuz’un Ardından: Siyasi Şiddet ve İşbirliğinin Doğası

15 Temmuz 2016 tarihindeki askerî darbe girişiminden haberdar olduktan sonra canlı yayına bağlanarak halkı darbeye karşı meydanları ve havaalanlarını doldurarak direnişe çağıran Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti siyaset tarihine geçecek bir karşılık buldu. Cumhurbaşkanının çağrısıyla birlikte halk meydanlara, havalimanlarına, köprülere, işgal edilen kamu kurumlarının önlerine akın etti. Uçak, helikopter, tank ve silahlarını halka karşı kullanmaktan çekinmeyen darbecilere karşı durdu.  “Asker kışlaya” diye haykırdı. Bu direniş sırasında 265 kişi hayatını kaybederken 1440 kişi de çeşitli şekillerde yaralandı. Televizyon kanallarından seyrettiğimiz görüntüler yaşadığımız felaketin büyüklüğünü gözler önüne serdi. Darbeciler başta Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere kamu binalarına hasar vermişlerdi. Özellikle Emniyet Genel Müdürlüğü ve Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’ne yaptıkları saldırılarda görevli personeli hedef almışlardı. Darbe bildirisini yayınlamak için Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nu, dijital platformdan yayını engellemek için Digiturk binasını işgal etmişlerdi. Yurt genelinde iletişimi kesmek için Turksat’ın Gölbaşı yerleşkesine ağır silahlarla saldırmışlardı. Darbe girişimi nedeniyle Cumhurbaşkanının çağrısıyla meydanları dolduran halk tehlikenin devam etmesi sebebiyle sonrasındaki günlerde de meydanlarda “demokrasi nöbetine” devam etti. Meydanlarda seçilmiş meşru iktidara desteğini yineledi, darbecileri lanetledi. Tüm bunlar olup biterken ben de diğer herkes gibi ne olup bittiğine anlam vermeye çalışıyordum. Darbe girişiminin hemen ilk anlarından itibaren aklımda iki esas mesele vardı. Birincisi, kimler darbe girişiminde bulundu? Nasıl böyle bir karar verdiler? Böyle bir işe nasıl giriştiler? İkincisi, darbe girişimi karşısında halk nasıl birlik oldu? Nasıl böylesine başarılı bir direniş sergiledi? Eminim siz de benzer sorulara cevap aradınız.

David Patrick Houghton’un çevirisini beğenerek okuduğum Political Psychology [Siyaset Psikolojisi] adlı kitabında siyasi olarak sonuçlanması için tasarlanmış her türlü eylem “siyasi davranış” olarak tanımlamaktadır. Buna göre, siyasî davranış kavramı, yasadışı örgütlerin terör eylemleri ve cuntaların darbe girişimleri gibi siyasi şiddet içeren aşırı durumların yanı sıra oy verme gibi yasal ve olağan durumları da kapsar. Bu geniş yelpazedeki tüm davranışlar eğilimci ve durumcu kuramlarla analiz edilebilir.  Bir başka ifadeyle, kişilerin siyasî davranışları içsel ve dışsal sebepler ya da kişisel eğilimleri ve içinde bulundukları durum açısından değerlendirilebilir. Houghton, kitabında terörizmin psikolojik çalışmalarına yer vermesine karşın askerî darbeler konusundaki çalışmalara değinmemektedir. Bununla birlikte, terörizmi açıklamak için kullandığı kuramların daha geniş anlamıyla “siyasî şiddeti” açıklayan kuramlar olması nedeniyle bunlardan ülkemizin içinden geçtiği süreci açıklamak için yararlanabileceğimizi düşünüyorum. Bunu yapmamın sadece kuramsal açıdan değil karşı karşıya kaldığımız vaka açısından da makul olduğunu düşünüyorum. Çünkü ben de pek çok kişi gibi en başından itibaren başarısızlıkla sonuçlanan bu askeri darbe girişiminin “siyasî şiddet” eylemleri bir süredir devam eden yasa dışı bir grubun eylemleriyle ilişkili olduğuna inanıyorum.

Houghton’un kitabında incelenen eğilimci kuramlardan “Engellenme-Saldırganlık Kuramı”bakış açısına göre, siyasî şiddet içeren eylemlerin başlıca nedenlerinden birisi, kişisel olarak engellenmenin saldırganlığa sebep olmasıdır. Bu kuram, kişisel engellenmenin saldırganlığa neden olduğunu açıklarken ülkemizde karşı karşıya olduğumuz durumu anlamamıza yardımcı olabilir. Başarısızlıkla sonuçlanan askerî darbe girişimi ilk aşamada yaklaşmakta olan YAŞ’da alınması öngörülen tedbirler ve İzmir’de yürütülen askerî casusluk davasında sona yaklaşılmış olması sebebiyle engellenme duygusu yaşayan bir grubun katılımıyla gerçekleşmiş gözükmektedir. Bununla birlikte, darbe girişimine Yargıtay ve Danıştay’daki paralel devlet yapılanmasının temizlenmesine yönelik hazırlıkların da sebep olduğu düşünülmektedir. Bu nedenlerle askerî darbe girişimine uzanan süreçte askerlerin aldığı kişisel kararlar kadar daha geniş bir grubun kararlarının da incelenmesi gerekmektedir. Houghton’un da kitabında belirttiği üzere grup kararları bireysel kararlardan farklı özelliklere sahiptir. Kitabın çizdiği çerçevenin biraz da dışına çıkarak düşünürsek, bir süredir askerî darbe girişimini değerlendirenler, eylemlerinin (a) başarıyla sonuçlanma ihtimali karşısında başarısız olma durumunu, (b) başarılı olması durumunda elde edilecek göreceli kazanımları karşısında başarısız olması durumunda karşılaşacakları maliyetleri gözden geçirmiş olmalılar. Bunun sonucunda bir grup asker darbeye kalkışırken diğerleri bu girişimden uzak durmuş, bir kısmı pozisyonunu belirlemek için gelişmeleri takip ederken diğer bir kısmı ise hiçbir şekilde gelişmelerden haberdar olmamış olabilir. Bundan sonraki süreçte toplum olarak bu olayın tartışmaya devam ederken siyasette başarılı olma ya da sivil ve askerî bürokraside ilerleme üzerine de tartışmalıyız. Siyaset nedir? Hangi amaçlarla, nasıl yapılmalıdır? Özgür bir toplumda kişiler siyasî hedeflerine hangi yollardan ulaşmayı denemelidir? Ne zaman kendilerini engellenmiş hissetmeleri yerinde ve anlamlıdır?

Siyasî şiddeti açıklayan bir diğer kuram olan “Narsizm-Saldırganlık Kuramı” bakış açısına göre ise, siyasî şiddetin sebebi içten içe kendisinin dünyada öneme ve ağırlığa sahip olduğunu sanan birey ya da grupların bu düşünceleri diğerleri tarafından paylaşılmadığında bu durum narsist bir öfke ve saldırganlık yaratır. Ülkemizde yaşanan sürece bakarsak, bu bakış açısını destekleyecek kanıtlar bulunmaktadır. İlk başlarda kendisini cemaat, cemiyet, hareket olarak tanımlayan bir örgüt artan ölçüde önem ve ağırlığa sahip olmak ya da nihai hedefine ulaşmak için sivil ve askerî bürokraside daha fazla pay talep etmiştir. Bu talepler seçimle iş başına gelmiş iktidar tarafından arzu ettikleri ölçüde karşılanmadığı ve çatışma yaşandığı için nihai olarak darbe girişimiyle sonuçlanan bir dizi siyasî şiddet eylemine başvurmuşlardır. Siyasî şiddet ve saldırganlığa dönüşen eylemleri sadece iktidarı ele geçirmeyi amaçlamamış kendilerinde “narsist incinmeye” yol açan kaynakları yok etme isteğine kadar varmıştır. Bundan sonraki süreçte yapacağımız tartışmalarda hangi dünya görüşüne sahip olursak olalım toplumdaki önem ve ağırlığımızın sınırlarının ne olması gerektiğini tartışmalıyız.

Ülke insanımız 15 Temmuz gecesi yaşanan darbe girişimi karşısında şimdiden dünya siyaset tarihine giren bir direniş sergilemiştir. Bu yüzden okuma listemde yer alan bir kitabı öne alıp hemen okumaya karar verdim. Robert Axelrod’un The Evolution of Cooperation [İş Birliğinin Evrimi] adlı kitabı işbirliğinin doğasını anlatıyor. Farklı durumlarda işbirliğinin nasıl doğup, nasıl geliştiğini, insanların ne zaman ve nasıl işbirliği yaptıklarını açıklıyor. 15 Temmuz gecesi yaşanan darbe girişiminin hemen sonrasında daha önceden birbirlerini tanımayan ve başlarında herhangi bir yönetici bulunmayan sayıları yüz binlerle ifade edilen insanlar farklı yerlerde farklı tehlikeli durumlar karşısında, herhangi bir hazırlığını yapmadıkları çok önemli bir işi başardılar. Bir arkadaşımın da ifade ettiği gibi bunu ister vatan ve bayrak sevdasından, ister demokrasi ve insan haklarına bağlılıklarından isterse de Recep Tayyip Erdoğan sevgisinden yapmış olsunlar demokrasi açısından büyük bir kazanım elde ettiler. Bunu yaparken müthiş bir işbirliği örneği sergilediler. Bu direnişi planlı programlı yapmaya çalışsalar bu kadar etkili olmazdı. Bu direniş sonucunda adeta kaosun eşiğinden doğal bir düzene geçildi. Siyaset kurumunun da özlenen birlikteliği sergilemesiyle kriz ağır yaralarla olsa da atlatıldı.

Bundan sonraki süreçte, bu konuları etraflıca tartışırken üzerinde durmamız gereken önemli bir konu kamu yönetiminde söz sahibi olmak için hangi yöntemin benimsenmesinin toplumsal barış ve huzuru koruyacağını ve daha adaletli olacağını açıklığa kavuşturmaktır.Askerî darbe girişimine varan siyasi şiddet eylemlerini gerçekleştirenlerin talep ettikleri meşru ölçüdeki güç veya otorite liberal bir demokraside ancak siyasî bir parti kurmak ya da var olan bir partide görev almak yoluyla siyasî mücadelede başarı ya da bürokraside liyakatle elde edilebilecek türden şeylerdir. Şükürler olsun ki sağduyulu çoğunluk bunun öneminin farkında olduğunu gösterdi.

Ayrıca bakınız...

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, ...