.: Hasan Yücel Başdemir

15 Temmuz ve çözüm noktası

15 Temmuz’daki meşum olayın üstünden bir yıl geçti. Bu bir yılın sonunda nerede olduğumuz, neler yaşandığımız, FETÖ ve darbe girişimi sürecine destek olanların davaları ve sürecin geldiği nokta, bence çok sağlıklı bir şekilde tartışıldı ve tartışılmaya devam ediyor.

Bu bir yıl içinde en sevineceğim şey nedir, diye düşündüm. Elbette daha çok üzücü şeyler geliyor insanın aklına, ama bir şeyin bizim siyasî geleceğimizi değiştirebileceğini düşündüm. Türkiye bu zamana kadar asla yapamadığı bir şeyi başardı ve 15 Temmuz yargılamaları ile 1913’ten beri yerleşmiş olan darbeci gelenekle ilk kez güçlü bir mücadeleye girişti.

Bazı insanların bu tespiti çok abartılı bulacağını tahmin etmek zor değil. O zaman bunu gerekçelendirmem gerekiyor. Başarısız darbe girişiminin öncesi ve sonrası göz önüne alındığında birçok önemli noktanın olduğunu görüyoruz. Bunlar, dava sürecini zorlaştıran, hatta bazen engelleyen unsurlar olabilse de Türkiye geçen bir yılda bu karmaşada boğulmadan suçlularla mücadelede çözüm noktasını ilk kez bulmuştur. Önce zorlukları sıralayalım, sonra bu çözüm noktasını (Arşimet noktasını) açıklayalım.

  1. Karşımızda dinî cemaat görüntüsüne bürünmüş, kendini olduğundan çok farklı gösterebilmeyi başaran ezoterik ve aşırıcı bir örgüt var. Bu örgüt, Türkiye’de ve dünyanın her yerinde devasa bir network oluşturmuş.
  2. Örgüt, devletin en kritik yerlerine yaklaşık elli yıldır kendi elemanlarını yerleştirmeyi başarmış. Bununla kalmamış, muazzam gizlenme ve manipülasyon stratejileri geliştirmiş. Olduğundan farklı görünebildiği gibi ölü taklidi de yapabiliyor.
  3. Örgüt, amaçlarını, yani devleti ele geçirme amacını (ve ondan sonra bununla ne yapmayı planlıyorsa) tek başına başaramayacağını fark etmiş ve bunun için başka grupları, özellikle muhalifleri manipüle etme konusunda sinsi stratejiler geliştirmiş. Bu nedenle özellikle 2011’deki Oslo görüşmelerinin basına sızdırılmasından sonra bin bir sinsi planla FETÖ’ye mensup olmayanları, hatta kendinden nefret edenleri bile darbeye hazırlık sürecine dahil etmeyi başarmış. FETÖ’yle ilgisi olmayan tutuklamalar, doğru olsa bile insanların kafasını karıştırıyor ve süreci zorlaştırıyor.
  4. Örgütün ve darbe teşebbüsünün arkasında uluslararası güçlerin olduğu ve bazı ülkelerin darbeye destek verdiği konusunda güçlü kanıtlar var. Ayrıca bu denli büyük bir tehlikeyi atlatmış olan Türkiye, kalkışmadan sonra dostlarından (!) destek görmedi veya çok yavaş ve cılız sesler geldi.
  5. Batı başta olmak üzere dünya kamuoyunda geçen altı yıl içinde Türkiye aleyhinde inanılmaz bir karalama kampanyası yaşandı. Türkiye’de baskıcı bir rejimin kurulduğu, siyasî ve hukukî süreçlerin işlemediği şeklinde tek yanlı, dezenformasyona dayalı yayınlarla Türkiye yıpratıldı. 15 Temmuz sonrası dava süreçlerinde uluslararası kamuoyu, her olanı bu yanlış doldurulmuş zihinle yorumladı. Kanlı darbe teşebbüsünü, şehit olanları, yakınlarını, yaralananları, yaşanan büyük mağduriyetleri, demokrasinin ve insanî değerlerin aldığı büyük darbeyi göremedi; tek taraflı baktı, tutuklamaları ve işten çıkarmaları daha fazla gördü; yargıçları ve dava süreçlerini yavaşlatabilecek şekilde bunları daha fazla ön plana çıkardı. Türkiye, adabını bozmadan sürekli bununla da uğraşmak zorunda kaldı.
  6. Bu dezenformasyonu fırsat bilen PKK ve uzantısı olan terör örgütleri, içeride birçok eyleme giriştiler. Geçen bir yıl için Türkiye bununla da mücadele etmek zorunda kaldı.
  7. Suriyeli misafirlerimiz, sayılarının çokluğu nedeniyle ister istemez ülkenin şartlarını zorladı. Türkiye bunlara karşı aşırı tepkilerle de boğuşmak zorunda kaldı. Tabiî onların arasına sızıp gelen DEAŞ başta olmak üzere terör grupları da birçok eyleme girişti, suça karıştı.
  8. Örgütle darbe girişiminden önce az veya çok bağlantısı olan yüzbinlerce insan var ve bunların ne kadarının suça bulaştığını tespit etmek çok zor. Bunu kolayca tespit etmek mümkün olmamakla birlikte örgütün bunları kullanarak tekrar meşru hükümeti devirmek için 2011’den beri girişmiş olduğu türden suçlara kalkışma ihtimalini ortadan kaldırmak için bu insanların bir şekilde sorgudan geçirilmeleri ve örgütle fiilî irtibatlarının kesilmesi gerekiyordu. Sayının çok olması, takibat ve dava süreçlerinde mağduriyetler ortaya çıkardı.
  9. Örgüt yurt içinde ve yurt dışında gerçek kimliğini ve yüzünü gizleyerek ve meşru muhalefetin içine sızarak kovuşturma ve dava süreçlerini engellemeye ve yavaşlatmaya çalıştı.

Bunlardan anlaşılacağı gibi 15 Temmuz davası sıradan, basit, failleri ve uzantıları sınırlı, çabucak görülebilecek bir dava değil. Davanın birçok yönü var ve sürecin yavaş işlemesine neden olacak birçok dışsal faktör var. Sistemin işlemesini engelleyecek hatalara rağmen geçen bir yıl içinde mahkemeler ve hükümet üzerine düşen görevi hassasiyetle yerine getirmeyi başardı.

Burada en umut verici durum, böylesine büyük bir travmadan sonra yönlendirici olmak yerine saldırgan olan aşırı muhalefete rağmen siyasî süreçlerin ve yargı süreçlerinin sağlıklı bir şekilde işlemeye devam ediyor olmasıdır.

Bu tür zor durumlarda adaleti ilerletmek, özgürlükleri genişletmek de zordur. Nitekim böyle de olmadı, ama önümüzdeki yılın bu konuda daha iyi olacağını, dava süreçlerinin sağlıklı şekilde yürüyüp suçluların daha belirgin hale gelmesinin, hükümetin ve yargının kendine olan güvenini daha da artıracağını ve Türkiye’de artık yargıya sağcıların, solcular, FETÖ’cülerin değil adaletin hâkim olduğu günlerin geleceğinden umutlu olabiliriz. Darbeyi püskürten sivil güçler, artık Türkiye’de adaletin tesis edilmesini ve devletin tarafsız olmasını istiyorlar.

Çözüm noktası meselesine dönecek olursak Türkiye’de FETÖ ve benzeri gayri meşru yapılarla meşru olarak mücadele edecek kurumlar bellidir. Siviller üzerine düşeni yapacaktır ve 15 Temmuz gecesinden beri siviller üzerine düşeni yapmaktadır. Türkiye’de demokrasinin koruyucusu sivillerdir. Ancak siviller, suçluları cezalandıramaz. Bunu adil yargı yapacaktır ve geçen bir yıldan beri anlamsız bazı tutuklamalar nedeniyle aralarında “sızıntıların” olduğundan şüphelensek de (makul şüpheleri tutmak kaydıyla) çok başarılı bir şekilde, belki daha doğru ifadeyle beklentinin çok üzerinde yargı kurumu görevini yerine getirmiş ve bunu başarmıştır.

Yargı suçluları cezalandırır ama önlemler alamaz. Hükümet de yaptığı atamalar, çıkardığı kanunlar ve uygulamalarıyla geçen bir yılda tüm eleştiriye açık yanlışlarına rağmen üzerine düşeni yapmış, en önemlisi, kuvvetler ayrılığı ilkesinde yasama ve bürokrasi karşısında zayıf olan ve demokrasinin ana omurgası yasama ve meclisi orantılı bir güçle donatan Cumhurbaşkanlığı sistemini getirmeyi başarmıştır. Artık seçilmişler de yetkilerini atanmışlar gibi kullanabilecekler. Bazıları bu paragrafta yanlış anlama nedeniyle çok yanlış bulacaktır. Bunların hepsinin mükemmel olduğunu, adil ve liyakate dayandığını falan söylemiyorum, tasfiye sürecinin başarılı olarak yürütülebilmesinden ve gayri meşru yapılarla mücadeleyi mümkün kılan kurumların oluşturulmaya başlandığından bahsediyorum. Eleştiri hakkımız her zaman saklıdır.

Ayrıca atanmışların veya seçilmişlerin bu kadar güçlü olması gerektiğini savunduğum da sanılmasın, ama Türkiye’de demokratikleşmenin ve açık kurumlar oluşturmanın dinamosu daima siviller ve seçilmiş iktidarlar olmuştur. Meşru iktidarların başta orduda olmak üzere devlet içinde hâlâ var olan gayri meşru güçlerden daha yetkili ve güçlü olması, Türkiye’nin önünü açacaktır.

İktidarın güçlenmesinin özgürlükleri daraltacağı iddiası büyük bir yalan veya saflıktır. Türkiye’de zaten çok daha güçlü gizli ve gayri meşru yapılar özgürlükleri 90 yıldır daraltıyor ve genişletmek isteyenleri de sürekli darbeler, tehditler ve talimatlar yoluyla engelliyor. Kısacası geçen bir yıl, tüm zorluklara rağmen darbeciler karşısında hükümetin başarısıyla geçmiştir.

Bunlar bize Türkiye tarihinde hiç olmadığı kadar güçlü bir dönem yaşadığımızı gösteriyor. Çünkü ilk defa darbecilere karşı hukukî süreçler ve siyasî süreçler normal olarak işliyor; normal olmayan şeylerin de daha kötüye gittiğini söylemek mümkün değil. Tüm manipülasyonlara rağmen siviller de, yargı da, hükümet de üzerine düşen görevin ne kadar hassas olduğunun bilincinde.

Bunlar bize şunu gösteriyor: Türkiye, FETÖ’yle ve onlara destek olan diğer suçlularla mücadele için doğru noktayı yakalamıştır. Her şey mükemmel gitmeyebilir, zorluklar yaşanmıyor değil ama geçen bir yılda ilk kez çözüm noktası bulunmuştur. Türkiye buradan yola devam etmeyi başarırsa bu sinsi örgütü ve suç ortaklarını tasfiye etmeyi de başaracaktır.

15 Temmuz’un şehitlerini rahmetle; isimsiz kahramanlarını hayırla yad ediyorum.

Ayrıca bakınız...

15 Temmuz direnişine rağmen hâlâ darbe mümkün mü

15 Temmuz direnişine rağmen hâlâ darbe mümkün mü?

Önce birincisinden başlayalım. 15 Temmuz darbe girişimi durduk yere ortaya çıkmadı. FETÖ’cülerin de içerisinde yer ...