.: Tanel Demirel

Prof.Dr. | Çankaya Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

15 Temmuz Darbe Girişimi: İlk İzlenimler – Tanel Demirel

Türkiye, 15 Temmuz gecesi ciddi bir darbe teşebbüsünü savuşturdu. Türk halkı demokrasiye olan bağlılığını bir kez daha ama bu sefer daha önce hiç yapmadığı bir biçimde tanklara karşı sokaklara çıkarak gösterdi. Darbecilerin kimler olduğu konusunda çok net bir bilgimiz olmasa da,  var olan emarelerden yola çıkarak belli tespitler yapmak gerekiyor. Zira sular henüz durulmadı. Ne olup bittiği hakkında olabildiğince gerçekçi ve objektif değerlendirmelere ihtiyaç var.

Teşebbüs hiyerarşi dışı. Genelkurmay ve Kuvvet Komutanları hükümetin yanında yer aldılar. 2. Ordu Komutanı ile eski Hava Kuvvetleri Komutanı tutuklanmış olsalar da harekât, tuğgeneral/tuğamiral, tümgeneral/tümamiral rütbesinde olanlar tarafından planlanmış gibi gözüküyor. Gözaltına alınan askerlerin önemli bir çoğunluğu Jandarma, Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri’ne mensuplar. Kara Kuvvetleri’ndeki desteğin, diğer kuvvvetlere nazaran yetersiz kaldığı anlaşılıyor.

Darbe teşebbüsünde yer alan subayların neredeyse kırk yıldır kritik devlet kurumlarına sızmayı hedefleyen, Fethullah Gülen Cemaati’ne ya da yetkililerin tercih ettiği tanımla “Paralel Devlet Yapılanması”na (PDY) yakın oldukları konusundaki emareler çok açık.

Cemaate yakın isimlerin sosyal medya paylaşımları, Cemaat tarafından şeytanlaştırılan MİT ve Özel Harekat Daire Başkanlığı’nın en önemli hedef olarak seçilmesi, daha önce Cemaatçi yapılanmanın içinde olduğu söylenilen isimlerin, darbe başarılı olsaydı kritik görevlere getirilecek kişiler arasında sayılmaları iddiayı destekleyen bulgulardan sadece birkaçı. Son üç yıldır, bu yapılanmanın polis ve yargıda ne kadar güçlü olduğu ortaya çıkmıştı.

TSK içinde de güçlü oldukları tahmin ediliyordu. Bu iddialar şimdi doğrulanmış gibi görünüyor. Esasen, bu yapılanmaya yönelik ağustos ayı içindeki Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısında büyük bir tasfiye bekleniyordu. Askeri Casusluk Davası İddianamesi’nde adı geçen muvazzaf subayların YAŞ toplantısı beklenmeden gözaltına alınacağına dair söylentiler de duyulmuştu. Darbecilerin bu toplantıdan önce şanslarını denemek istediklerini söylemek yanlış olmaz. Zira tasfiye gerçekleşmiş olsaydı fazlaca bir şansları kalmayacaktı.

Bu yapılanma içinde olmamakla birlikte harekata katılmayı farklı saiklerle kabul etmiş subayların olması ihtimalini de bir kenara atamayız. Maalesef, darbeyi bir suç olarak görmeyen zihniyet tam anlamıyla tasfiye edilmemiştir.

Tersine, son tahlilde sivil otoriteye karşı rejimin bekçisi ordu anlayışının görünenden daha yaygın olduğu anlaşılıyor. Bu zihniyetin varlığı, kişisel kariyer hesapları ile AK Parti hükümetlerine yönelik hoşnutsuzluk ile beslendiğinde darbeci çekirdeğe destek vermeye hazır bir grubun var olması ihtimalini artırmıştır. Eğer varsa bu grup mensuplarının, darbe sonrasında Gülenciler ile hesaplaşmayı düşündüklerini ve giriştikleri ittifakın ortak düşmana karşı yapıldığını düşünerek kendi konumlarını meşrulaştırdıkları söylenebilir.

Teşebbüs bastırıldıktan sonra darbecilerin başarı şansının çok düşük olduğu iddiaları dile getirildi. Burada dikkatli olmak lazım. Bu çıkarımı ancak teşebbüsün başarısız olduğu bilgisine sahip olduktan sonra yapıyoruz. 15 Temmuz gecesi bunu söylemek kolay değildi.

Darbecilerin toplumsal ve siyasal desteğinin güçlü olmadığının ortaya çıktığı söylenebilirse de bunun darbeciler tarafından hesaplanmadığını düşünmek doğru olmaz.Darbeci çekirdek siyasetçiler ve komuta kademesi etkisiz hale getirilirse, AK Parti hükümeti gitsin de nasıl giderse gitsin diyen ulusal ve uluslararası güçlerin kendilerine destek vereceği hesabını yapmış gibi görünüyor. Bu hesabın çok da gerçek dışı olduğunu düşünmeyelim. Öte yandan bu tespit darbe planlamasının kusursuza yakın (zira kusursuz darbe planı olmaz) olduğu anlamına gelmiyor. Darbeciler özel televizyonlar ve sosyal medyanın önemini ya takdir edemediler ya da takdir etseler de gerekli önlemleri alamadılar. Bunun hayati bir eksiklik olduğu ortaya çıktı.

Hükümet ve yüksek komuta kademesinin bu boyutta bir kalkışma beklemediği de açık. MİT’in istihbarat aldığı, bu nedenle darbecilerin açığa çıkmamak için birkaç saat erken harekete geçmek zorunda kaldıkları iddialarına rağmen, bu durumun teşebbüsü önlemeye yetmediği anlaşılıyor. Biraz da bu nedenle istihbaratın yetersiz olduğu, darbeye karşı yeterli tedbir alın(a)madığı iddiaları uzun zaman tartışılacaktır. Kolaylıkla TBMM ve Cumhurbaşkanı’nın kaldığı oteli bombalayabilecek, uçağını havada taciz edebilecek, Genelkurmay Başkanı ile Kuvvet Komutanları’nı etkisiz hale getirecek kadar büyük bir örgütlenmeden haber alınamamasından söz ediyoruz.

Teşebbüsün bastırılmasında en önemli faktör, Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın darbe girişiminden haberdar oldukları ilk andan itibaren darbeye karşı oldukları mesajını kitle iletişim araçları vasıtasıyla ileterek halkı meydanlara çağırmalarıydı.

Darbelerin başarılı olup olmayacağı ordu içindeki darbeci çekirdek ile ona direnmeye hazır çekirdek arasındaki mücadeleye bağlıdır. Çoğunluk bekle gör tutumunda olacak, bu mücadeleden kim kazançlı çıkarsa onun yanında yer alacaktır. Dolayısıyla, eğer siyasetçiler seslerini duyuramamış olsalardı, darbeci çekirdeğe ait olmamakla birlikte bekle gör politikası takip ederek çatışmaktansa güçlünün yanında yer almayı tercih edecek askerler de darbecilere katılabilir ve teşebbüs başarıya ulaşabilir, ulaşamasa bile darbe girişimi ancak çok daha fazla kan dökülerek önlenebilirdi.

Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları’nın direnmesi, MHP ve daha sonra CHP ve HDP’nin duruşları, medyanın darbecilerin yanında yer almaması da önemli. Lakin Başbakan ve Cumhurbaşkanı olmasaydı, bunların bir işe yaramayabileceği ihtimalini de göz ardı etmemeliyiz. İnsanlar başlarında bir lider kadrosu olduğunu görmeden sokağa dökülmek istemezler.

Şüphesiz ki meydanlara inen, hayatları  pahasına tankların üzerine çıkan, araçlarıyla silahlara  kalkan olan  insanlar ise bu elim teşebbüsün bastırılmasında baş rolü oynadılar. Demokrasi tarihimize geçecek bu davranışlar, insanımızdaki demokrasiye sahip çıkma bilincinin düşündüğümüzden daha yüksek  olduğunu gösteren bir olguydu.  Velhasıl ağır aksak işleyen demokrasimiz büyük bir tehlike atlattı. 15 Temmuz gibi bir dehşet gecesinin bir daha yaşanmaması için yapılacak çok şey var. Bunlar ise bir başka bir yazının konusu.

Karar Gazetesi, 20.07.2016

Ayrıca bakınız...

Kartepe Zirvesi ve FETÖ’yü çözmek

Kartepe Zirvesi ve FETÖ’yü çözmek

Türkiye 15 Temmuz 2016’da sarsıntıları hâlâ devam eden müthiş bir olay yaşadı. Yargı tarafından FETÖ ...